KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2010/8517 E., 2010/10285 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
504 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.09.2006 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve ecrimisil; birleşen davada davacı ... tarafından davalı ... aleyhine 28.03.3003 günlü dilekçe ile alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen 30.06.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı-davalı ... vekili ile davalı-davacı ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, dava dışı Toplu Konut İdaresi ile yaptığı 08.07.1996 tarihli sözleşme uyarınca 30.07.1996 tarihinde teslim aldığı 142. blok 1. kat 2 numaralı daireyi davalının haksız olarak kullandığını, haksız elatmasının önlenmesini ve ecrimisil ödetilmesini istemiştir. Davalı, birleşen davasında davacının verdiği vekaletnameye dayanarak çekişme konusu taşınmaz ve bahçesinde iyileştirmeler yaptığını, zorunlu ve faydalı masrafları olduğunu belirterek vekaletsiz iş görme hükümlerine göre 35.000 TL’ nin davacı ve birleşen davanın davalısından tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, asıl ve birleşen davalar reddedilmiştir. Hükmü, taraflar temyiz etmiştir.
1- Bir tanımlama yapmak gerekirse temsil; başkası nam ve hesabına işlem yapmak demektir. Başkasının nam ve hesabına işlem yapma yetkisi ise “temsil yetkisi” olarak bilinir. Temsilde hukuksal işlemin tarafları ile bunu yapanlar farklı kişidir. Hukuksal işlem temsilci tarafından yapıldığı halde hüküm ve sonuçları temsil olunana aittir. Kural olarak bir kimsenin yaptığı işlemin hak ve borçlarının temsil olunana ait olması için o kimsenin temsil yetkisi taşıması gerekir.
Temsile ilişkin düzenlemelerde Borçlar Kanununun 386 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Davalı ve birleşen davanın davacısı, dava dışı Toplu Konut İdaresince kendisine verilen 2 numaralı bağımsız bölümde bazı iş ve işlemleri gerçekleştirmek için 01.10.1996 ve 23.07.2002 tarihli vekaletnamelere dayanarak bulunduğundan işgalin hukuka aykırı sayılmaz. Bu yüzden davacının ecrimisil isteminin yazılı olduğu şekilde reddi doğrudur.
Ancak; dava 14.09.2006 tarihinde açılmış, davacı taşınmazın tahliye edilmesi için davalıya 14.12.2005 tarihinde ihtarname göndermiştir. Davalı ve birleşen davanın davacısının bu tarihten sonra bağımsız bölümü işgal iradesi sürdüğünden davacının haksız elatmanın önlenmesi isteminin kabulü yerine bu istemin de reddi doğru değildir. Karar açıklanan nedenle davacı ve karşı davalı yararına bozulmalıdır. 2-Davalı ve birleşen davanın davacısının temyiz itirazlarına gelince;
Borçlar Kanununun 386. maddesinde yapılan tanıma göre “vekalet” bir akittir ki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eder”. Aynı yasanın 390. maddesine göre de vekil müvekkile karşı vekaleti iyi bir surette ifa ile yükümlüdür.
Yasanın 394. maddesi uyarınca da vekilin usulü dairesinde müvekkili için yaptığı masrafı ve verdiği avansları faiziyle beraber vermesi ve vekilin deruhte eylediği borçlardan onu kurtarması gerekir. Dolayısıyla vekil olan kişinin müvekkil nam ve hesabına yaptığı işler sebebiyle sarfettiğini müvekkilden talep yetkisi bulunmaktadır.
O yüzden davalı ve birleşen davanın davacısından vekil sıfatıyla yaptığı harcama kalemlerinin ve parasal tutarının ne olduğu sorulmalı, gerek görülürse bilirkişi incelemesi de yaptırılarak vekalet görevi nedeniyle davacı ve davalıdan hak ettiği alacağı hesaplattırılmalı, birleşen dava hakkında bunun sonucuna uygun karar verilmelidir.
Birleşen davanın eksik inceleme ve araştırmayla yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmadığından, hüküm açıklanan nedenle bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2010/8517, K. 2010/10285, 11 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama