KÜNYE
(Kapatılan)15. Ceza Dairesi 2011/19619 E., 2013/3800 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Mart 2013
- Mahkemesi
- Asliye Ceza Mahkemesi
- Suç
- Dolandırıcılık
- Hüküm
- Mahkumiyet
Karar Metni
467 kelime·2 dk okuma
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olaya gelince, katılanın, kardeşinin eşine sigortadan maaş bağlatmak üzere SSK Bölge Müdürlüğü’ne gelerek form düzenlediği sırada sanığın yaklaşarak kendisini sigorta takipçisi olarak tanıtıp 200 TL karşılığında sigorta işlemini takip edeceğini söylediği, katılanın kabul etmesiyle sanığın katılandan askerlik borçlanması ve ihya işlemleri için para gerektiğinden bahisle 2.025 TL ile 725 TL ve 1.200 TL paralar aldığı, sanığın son kez para istediğinde katılanın buluşmak için İzmir’e geldiğinde sanıkla buluştuklarında sanığın 3.600 TL daha aldığı, kendisinden şüphelenilmesi üzerine katılanın yanından bir bahane ile ayrılıp ortadan kaybolduğu şeklindeki eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın 5237 sayılı TCK'nın 43/1.maddesi kapsamında, aynı suç işleme kararıyla kanunun aynı hükmünün birden fazla ihlal ederek, değişik zamanlarda birden fazla kez katılanın zararına menfaat temin etmiş olması karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayarak eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış sanığın sabit bir yerinin bulunmaması, kayıtlı olmaması ve 193 Sayılı Gelir vergisi kanunun 65 ve 66.maddelerinin açık hükümleri karşısında tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye katılınmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, bunun gerekçelerinin gösterilmesi, dayanılan gerekçelerin de yasal olması ve dosya içeriğiyle örtüşmesi gerektiği halde TCK.nun 61.maddesindeki ölçütlere göre gerekçe gösterilmeksizin alt sınırın üzerinde 300 gün olarak tayin edilmesi;
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2011/19619, K. 2013/3800, 4 Mart 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama