KÜNYE
15. Ceza Dairesi 2012/17420 E., 2014/10063 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Mayıs 2014
- Mahkemesi
- Asliye Ceza Mahkemesi
- Suç
- Dolandırıcılık
- Hüküm
- Mahkûmiyet
Karar Metni
498 kelime·2 dk okuma
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır.
Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Şikayetçilerin çalıştığı işyerine gelen sanığın kendisini Hakan olarak tanıtıp işyerinin karşısında bulunan pastaneyi yeni devir aldığını, sabahları şikayetçilere poğaça ikram edeceğini söyleyip kaç kişi olduklarını sorduğu, müştekilere poğaça ve meyve suyu ikram ettiği, komşu olduklarını, bozuk para lazım olduğunu, bozuk para varsa tümletmek istediğini söylediği, şikayetçi ...'in de büro içerisinde bulunan bozuk paralardan 300YTL kadar bozuk para toplayıp sanığa verdiği, sanığın parayı tümleteceğini söyleyerek dışarı çıktığı ve bir daha geri dönmediği, sanığın bu eylemiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda;
sanık savunması, müştekilerin beyanı, fotoğraf teşhis tutanağı ile tüm dosya kapsamına göre atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak ;
Mahkemece tekerrüre esas alınan ilamın suç tarihinden sonra kesinleştiği dikkate alınmaksızın TCK'nın 58. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmiş ise de; sanığın adli sicil kaydında bulunan ve tekerrüre esas alınan ilamdan daha ağır cezayı içeren Ankara 11. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2002/345 Esas, 2002/642 Karar sayılı kararı ile 6 yıl 4 ay 6 gün hapis cezasına ilişkin ilamın tekerrüre esas alınması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK'nın 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından TCK'nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkarılarak yerine "sanığın Ankara 11. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 06.09.2002 tarih, 2002/345 Esas,
2002/642 Karar sayılı 16.09.2002'de kesinleşen kararına konu 6 yıl 4 ay 6 gün hapis cezası ile mükerrir olduğu anlaşıldığından 5237 sayılı Kanunun 58. maddesi uyarınca cezasının mükerrirlere özgü infaz rejmine göre çektirilmesine, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına,
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2012/17420, K. 2014/10063, 21 Mayıs 2014 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama