KÜNYE
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2010/12468 E., 2011/899 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Şubat 2011
- Mahkemesi
- Hatay Asliye 3. Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
591 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekilince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 12.10.2010 Salı günü davacı .... vekili Av. ... ile davalı ... vekili Av. ...ve Av. ... , davalı ... vekili Av. ... geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraf vekilleri dinlendikten sonra eksiklik nedeniyle iade edilen dosya ikmal edildikten sonra tekrar gelmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü.
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlu ... aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek borçlunun, dava konusu şirket hisseleri ve taşınmazlarını akrabası olan diğer davalı ... ...’ye satışına ilişkin tasarrufların iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilleri davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının alacağının gerçekten mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, İİK’nın 277 vd. maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Tasarrufun iptali davasının açılması koşullarından birisi de takip tarihinde kesinleşmiş bir alacağın bulunmasıdır. İcra takibi ancak ödeme emrinin borçluya tebliğinden itibaren 7 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşir. Borçlu, icra takibine itiraz etmişse takip kesinleşmez. Şayet borçlunun itirazı üzerine, alacaklı itirazın kaldırılması veya itirazın iptali davası açmışsa icra takibi bu davaların alacaklı lehine sonuçlanmasından sonra kesinleşir.
Somut olayda davacının yapmış olduğu takibe borçlu tarafından yapılmış bir itiraz bulunmadığı gibi dosyadaki alacak da itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. Borçlu ... tarafından davacı ...’na verilen bononun, bir borç verme işinden doğduğu, borçlu davalı ... ’in ceza davasındaki beyanlarından ve vergi inceleme raporlarından açıkça anlaşılmaktadır.
Davacı, davalı ... e verdiği borç paralardan dolayı önce vergi incelemesine tabi tutulmuş ve inceleme sonunda hem 1.000.000 TL civarında vergi alacağı çıkarılmış ( bu vergi alacakları için davacının açtığı idari davalarda yürütmeyi durdurma kararı verilmemiş) olup hem de Cumhuriyet Savcılığına yapılan suç duyurusu sonunda açılan davada Hatay 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08/06/2010 tarih ve 2009/434 esas ve 2010/315 karar sayılı ilamı ile davacı mahkum olmuş, verilen ceza ise temyiz edilmeksizin 16/06/2010 tarihinde kesinleşmiştir.
Borçlar Kanunu'nun 53.maddesi uyarınca ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlamaz. Ancak ceza mahkemesinde belirlenen maddi olguların hukuk hakimini bağlıyacağı kuşkusuzdur. Bu durumda davacı tarafından davalı borçluya faizle para verildiği hususu kesinleşmiştir. Takibe konu bononun bu para alışverişinden başka bir nedenle düzenlendiği yolunda bir iddia ve ispat da yoktur.
Davacının gelir elde etmek üzere vermiş olduğu parayı davalı borçludan isteyip isteyemeyeceği hususuna gelince, davacı tarafından, davalı borçluya faizle bir borç para verildiği kesin olduğuna göre suç teşkil eden eyleminden dolayı davacının mahkum edilmiş olması verilen paranın davalı ... ... tarafından iade edilmeyeceği anlamına gelmez. Zira suç olan paranın borç şeklindeki verilmesi değil vergilendirilmeden kazanç elde etmek amacı ile verilmesidir. Davacının maddi bir vakıa olarak kazanç elde etmek amacı ile borç para verdiği ceza davası ile de belirgin hale gelmiştir. Tekrar belirtmek gerekir ki davamız açısından bakıldığında davacının bonodan dolayı kesinleşmiş bir alacağı da mevcuttur.
Davacı tarafından yapılan takip sonucu borçlunun bir kısım menkul mallarının haczedilmiş olması ve bu malların yapılan satışı sonrasında alacağa mahsuben davacı vekili tarafından satın alındıktan sonra yeniden borçlu eline geçerek başka bir alacaklının yaptığı hacizde görülmesi, aciz belgesinde 594.070 TL’ye ulaşan alacak ile 4.500 TL değerindeki menkuller nazara alındığında ve borçlunun ceza
dosyasındaki beyanlarına bakıldığında davacı ile davalı borçlu arasında muvazaalı bir alacak oluşturulduğu sonucunu doğurmaz.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda davacının kesinleşmiş bir alacağının varlığı kabul edilmeli ve davanın diğer şartları araştırılmalı sonucuna göre karar verilmelidir. Yazılı şekilde davanın reddi isabetli değildir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2010/12468, K. 2011/899, 7 Şubat 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama