Karar Özeti
2. Ceza Dairesi 2023/25177 E. , 2025/23497 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/3879 E., 2023/2225 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verile
Karar Detayı
2. Ceza Dairesi 2023/25177 E. , 2025/23497 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/3879 E., 2023/2225 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun'un 286/1. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi uyarınca temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır." ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık müdafiinin temyiz isteminin; sanığın suç işleme kastı ve saikiyle hareket etmediğini ve hırsızlık yapma niyetinde olmadığını samimi bir şekilde dile getirdiği, motoru kullanmak amacıyla aldığını beyan ettiği ve açık alana bıraktığı, sanığın menfaat elde etme amacıyla hareket etmediği, eylemin kullanım hırsızlığı hükümleri çerçevesinde gerçekleşmesine karşın fiilin nitelendirilmesinin yanlış yapıldığı, sanığın suçsuzluğu konusuna aksi kanaatte olunsa dahi suça konu motosikletin bulunarak katılana teslim edilmesi nedeniyle sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair somut ve her türlü şüpheden uzak kesin delillerin bulunmadığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi dikkate alınarak sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede, 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre Aydın 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.06.2021 tarihli ve 2020/193 Esas, 2021/438 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanığın istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 09.05.2022 tarihli ve 2021/2440 Esas, 2022/1473 Karar sayılı kararı ile "...1-5271 sayılı CMK'nın 188/1. maddesinde; “Duruşmada, hükme katılacak hakimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafiin hazır bulunması şarttır.” şeklindeki düzenleme ile duruşmada mutlaka hazır bulunması gerekenler belirlenmiştir. 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 150/3. maddesinde, üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, şüpheli veya sanığın müdafisinin bulunmaması hâlinde talebi aranmaksızın kendisine müdafi atanacağı hüküm altına alınmış iken, 19/12/2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 150. maddesinde değişiklik yapılarak bu zorunluluk, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara şamil kılınmış, bu şekilde daha önce üst sınırı en az 5 yıl hapis cezası gerektiren suçlarda sanıklar için zorunlu müdafi atanması sistemi, alt sınırı 5 yıldan daha fazla hapis cezası gerektiren suçlardan yargılanan sanıklarla sınırlandırılmıştır. Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması ise yine CMK'nın 289/1-e maddesinde “hukuka kesin aykırılık halleri” arasında düzenlenmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; 28/06/2014 tarihli 6545 sayılı Yasa ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 142/2-h ve 143/1 maddelerinde öngörülen nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK’nın 150/3 ve 196/2. maddeleri uyarınca sanık ...'a zorunlu müdafii atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilerek aynı Kanun'un 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması, 2-Katılan ...'nun 16/07/2019 tarihinde oturduğu apartmanın altındaki otoparka kilitleyerek bıraktığı motosikletinin ertesi sabah saat 07.00 sıralarında çalındığını farkederek şikayetçi olduğu, güvenlik kamerası kayıtları incelendiğinde motosikletin gece saat 23.17'de sanık ... tarafından çalındığının tespit edildiği, sanık ...'ın savcılıktaki savunmasında, görüntülerdeki kişinin kendisi olduğunu, çaldığı motosikleti bir süre eliyle sürükledikten sonra çalıştıramadığı için ertesi günü gelip almayı düşünerek ... mevkiindeki bir park yerine bıraktığını, ancak sabahleyin motosikleti almaya gittiğinde bıraktığı yerde bulamadığını beyan ederek üzerine atılı suçlamayı kabul ettiği, sanık ...'in park yerine bıraktığı motosikleti gece saat 01.30 sıralarında gören sanık ...'nun bulunduğu yerden alıp evine götürdüğü, 20/07/2019 gecesi saat 23.30 sıralarında çalıntı motosiklet bulunduğu ihbarını alan kolluk görevlilerinin sanık ...'nun evine gittiğinde sanık ...'nin evinin arka kısmında üzeri hasırla örtülü olan suça konu motosikleti kendi rızasıyla kolluk görevlilerine hasarlı olarak teslim ettiği anlaşılan somut olayda; sanık ...'nun ... mevkiindeki park yerinden çaldığı motosikleti evine gelen polis memurlarına rızasıyla ve hasarlı bir şekilde teslim etmek suretiyle katılana kısmî iadesini sağladığının anlaşılması karşısında, katılan ...'na kısmî iadeye rızası olup olmadığı hususunun sorulmasından sonra kısmi iadeye rızasının bulunduğunu beyan etmesi halinde sanık hakkında TCK'nın 168/1 madde ve fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi, 3-Kabul ve uygulamaya göre de; Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı Adlî Emanetinin 2019/2151 sırasında kayıtlı emanet eşyaları konusunda herhangi bir karar verilmemesi..." gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, 1 No.lu bozma sebebinin hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen yine aynı Kanun’un 289. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde yer alan “hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “… bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 09.05.2022 tarihli ve 2021/2440 Esas, 2022/1473 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen Aydın 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.10.2022 tarihli ve 2022/407 Esas, 2022/799 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğnâme'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.