İçeriğe geç
AC
2. Ceza Dairesi Esas: 2023/27929 Karar: 2024/18167 Tarih: 2024

Yargıtay 2. Ceza Dairesi E.2023/27929 K.2024/18167

2. Ceza Dairesi 2023/27929 E. , 2024/18167 K. "İçtihat Metni" K A N U N Y A R A R I N A B O Z M A MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/250 D.İş ŞİKÂYETÇİ : ... HÜKÜMLÜ : ... SUÇ : Hırsızlık İNCELEME KONUSU KARAR : İtirazın kabulü KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay

Karar Özeti

2. Ceza Dairesi 2023/27929 E. , 2024/18167 K. "İçtihat Metni" K A N U N Y A R A R I N A B O Z M A MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/250 D.İş ŞİKÂYETÇİ : ... HÜKÜMLÜ : ... SUÇ : Hırsızlık İNCELEME KONUSU KARAR : İtirazın kabulü KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay

Karar Detayı

2. Ceza Dairesi 2023/27929 E. , 2024/18167 K. "İçtihat Metni" K A N U N Y A R A R I N A B O Z M A MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/250 D.İş ŞİKÂYETÇİ : ... HÜKÜMLÜ : ... SUÇ : Hırsızlık İNCELEME KONUSU KARAR : İtirazın kabulü KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.09.2023 tarihli ve KYB-2023/86851 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Dosya kapsamına göre, mercii Afyonkarahisar 3. Ağır Ceza Mahkemesince, Afyonkarahisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin hükümlünün tekerrür hükümlerinin çıkartılması talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 17/02/2023 tarihli ek kararına karşı hükümlü tarafından yapılan itirazın, tekerrüre esas alınan Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2002/3344 esas sayılı dosyasında 5237 sayılı Kanun'a göre uyarlama yargılaması yapıldığı ve anılan Mahkemenin 16/03/2022 tarihli ve 2002/334 esas, 2002/1304 sayılı kararı ile 27/02/2002 tarihli mahkumiyet hükmünün ortadan kaldırılmasına karar verildiği, tekerrüre esas alınan ilamın uyarlama yargılaması sonucu ortadan kaldırıldığının anlaşılması karşısında tekerrüre esas alınamayacağı gerekçesiyle kabulüne, anılan ek kararın kaldırılmasına, hükümlünün adli sicil kaydının tekerrür yönünden tekrar incelenerek karar verilmek üzere dosyanın Afyonkarahisar 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği anlaşılmış ise de, Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 29/11/2022 tarihli ve 2022/9177 esas, 2022/9409 karar sayılı ilamında "... tekerrüre esas alınan mahkumiyet hükmünün uyarlama yargılaması sonucunda yine hükümlü hakkında mahkumiyet kararı verilmesi nedeniyle tekerrüre esas olma koşulu ortadan kalkmadığı ve uyarlama yargılama sonrasında verilen mahkumiyet kararının kesinleşme tarihinin suç tarihinden sonra olmasının tekerrür uygulamasını engellemeyeceği ancak infaz aşamasında tekerrüre esas ceza miktarı ile ilgili olarak göz önünde bulundurulması gerektiği..." şeklinde belirtildiği üzere, iş bu dosyaya konu suçun 25/02/2009 tarihinde işlendiği, hükümlü hakkında tekerrüre esas alınan Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/12/2002 tarihli ve 2002/3344 esas, 2002/1304 karar sayılı ilamına ilişkin olarak yapılan uyarlama yargılaması sonucunda Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 16/03/2022 tarihli ve 2002/334 esas, 2002/1304 sayılı kararı ile hükümlü hakkında yeniden mahkumiyet kararı verildiği ve bu kararın 04/04/2023 tarihinde kesinleştiği, uyarlama yargılaması sonucunda verilen mahkumiyet kararının kesinleşme tarihinin suç tarihinden sonra olmasının tekerrür uygulamasını engellemeyeceği cihetle, itirazın reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesine isabet görülmemiştir. ” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE Hırsızlık suçundan hükümlü ...'in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/2-b maddesi gereğince 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve sanık hakkında aynı Kanun'un 58. maddesi gereğince tekerrür hükümlerinin uygulanmasına dair Afyonkarahisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.10.2010 tarihli ve 2009/180 Esas, 2010/274 Karar sayılı kararının Yargıtay(Kapatılan) 13. Ceza Dairesinin 19.12.2013 tarihli ve 2012/26951 Esas, 2013/40345 Karar sayılı ilâmıyla onanmak suretiyle kesinleşmesi sonrasında, tekerrüre esas alınan İstanbul 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 31.01.2008 tarihli ve 2006/543 Esas, 2008/70 Karar sayılı kararı ile hükümlü hakkında herhangi bir mahkûmiyet kararı verilmediğinin anlaşılması nedeniyle Afyonkarahisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.03.2022 tarihli ek kararı ile, hükümlü hakkında, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.12.2002 tarihli ve 2002/3344 Esas 2002/1304 Karar sayılı ilâmdaki 16.09.2003 tarihinde kesinleşen hırsızlık suçundan mahkûmiyet hükmünün tekerrüre esas alınmasına ve sanık hakkında hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verildiği ve bu karardan sonra hükümlünün tekerrüre esas alınan ilâm bakımından uyarlama yargılaması yapıldığını belirtmesi üzerine, Afyonkarahisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.02.2023 tarihli ek kararı ile, tekerrür hükümlerinin çıkartılması talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, bu karara yönelik yapılan itiraz üzerine, Afyonkarahisar 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.03.2023 tarihli ve 2023/250 Değişik İş sayılı kararı ile, hükümlünün adlî sicil kaydının tekrar incelenerek karar verilmesi gerektiğinden bahisle itirazın kabulü ile 17.02.2023 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verildiği belirlenerek yapılan incelemede; Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 tarihli ve 162-173 sayılı kararında belirtildiği üzere, sonradan yürürlüğe giren kanunun, suçun unsurlarını değiştirmesi, suça etkili hâlleri yeniden düzenlemesi, ceza miktarlarını öncekinden farklı alt ve üst sınırlar arasında belirlemesi gibi durumlarda, kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bakımından doğuracağı sonucun bir mahkeme kararı ile saptanması gerekir. Bu durumda “mahkûmiyet hükmünde değişiklik yargılaması” veya kısaca “uyarlama yargılaması” denilebilecek bir yargılama faaliyetine ihtiyaç vardır. Her yargılama faaliyeti gibi bu da bir davanın varlığını gerektirir. Bu yargılama gerçekleştirilirken, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılması, kanıt toplanması veya takdir hakkının öncekinden farklı biçimde ve kanunda öngörülen alt sınırın üzerinde ceza tayin edilerek kullanılması söz konusu ise ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki kanun ile doğmuşsa, kanun koyucunun “derhal uygulanabilirlik” kavramıyla amaçladığının dışında kalan bu gibi hâllerde yargılamanın duruşmalı yapılması zorunludur. Bunun dışındaki hâllerde ise evrak üzerinde inceleme yapılarak karar vermek olanaklı hâle gelebilecektir. Ancak duruşma açılarak yargılama yapılsa da, bu yargılama, sonraki kanunun lehe hükümlerinin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü talî bir yargılama olup uyarlama yargılamasında önceki karar dışına çıkılamayacak, kesinleşen karardaki suça konu sabit eyleme uygulanma olanağı bulunan yeni kanundaki hükümler bütünüyle tatbik olunduktan sonra yeni kanunun lehe sonuç doğurduğunun saptanması hâlinde, hükümlünün bu sonuçtan faydalanması için infaza konu olabilecek nitelikte bir hüküm kurulmasıyla yetinilecektir. Uyarlama yargılaması, ister 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesine, isterse 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesine göre yapılsın, yargılama sonucunda verilen karar esas itibarıyla infazı ilgilendiren ve etkileyen bir karar niteliğindedir. Uyarlama yargılamasının 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesi uyarınca yapıldığı hâllerde verilen karar aynı Kanun'un 101. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna; 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre yapıldığı hâllerde ise, bu Kanun'da açık bir hüküm bulunmaması nedeniyle genel hükümler uygulanmak suretiyle temyiz yasa yoluna tabi olacaktır. 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesinin uygulandığı hâllerde hükmün temyiz yasa yoluna tabi olması, verilen kararın infaza ilişkin bir karar olma niteliğini değiştirmeyecektir. Bu belirlemeler ışığında, infaza ilişkin olan bu kararın kazanılmış hak kavramına konu olup olamayacağı sorununa gelince; 5271 sayılı Kanun'un 307. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “aleyhe değiştirmeme yasağı” 1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin son fıkrasında; “Hüküm yalnız hükümlü tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” biçiminde düzenlenmiş, ceza usul hukukumuzda kazanılmış hakkı düzenleyen başka bir hükme yer verilmemiştir. Görüldüğü üzere, anılan maddede aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesi “hükümlüler” yönünden kabul edilmiştir. hükümlü, hakkında henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan kişidir. Halbuki uyarlama yargılaması, hakkında kesinleşmiş ve infaz yeteneği bulunan bir hüküm verilmiş kişiler için söz konusudur. Bu nedenle uyarlama yargılamasında kazanılmış hak sadece kesinleşen ceza miktarıyla sınırlı olup hükümlüler hakkında aleyhe sonucu değiştirmeme ya da uygulamadaki adıyla kazanılmış hak ilkesinin uygulanması yasal düzenlemeler karşısında mümkün görünmemektedir. Nitekim, ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 23.09.2003 tarihli, 160-216 sayılı ve 08.10.2002 tarihli, 179-354 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere yerleşmiş uygulamada, infaza ilişkin verilen kararların, “aleyhe sonucu değiştirmeme” ya da “kazanılmış hak” ilkesine konu olamayacağı kabul edilmektedir. Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 gün ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan “cezanın aleyhe değiştirilmemesi” ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır. Kanundaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olup, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç, önceki hükümle belirlenen ceza ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır. Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran “cezalar” ile ilgili ve sınırlı olup, fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar 5237 sayılı TCK'nun 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği Ceza Genel Kurulunca duraksamasız olarak kabul edilegelmiştir. Bu bağlamda Yargıtay Ceza Genel Kurulunca; 14.01.2014 gün ve 13-5 sayılı kararda; aleyhe değiştirme yasağının 5237 sayılı TCK’nun 191. maddesinde öngörülentedavi ve denetimli serbestlik tedbirini kapsamadığı, 18.06.2013 gün ve 1432-323 sayılı kararda; mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına hükmolunurken tekerrüre esas alınan ilamın kararda gösterilmesinin zorunlu olmadığı, ancak adlî sicil kaydında tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre infazına karar verilmemiş olması halinde, aleyhe yönelen temyizin bulunmaması durumunda hükmün tekerrür hükümlerinin uygulanmaması isabetsizliğinden bozulamayacağı, 11.05.2010 gün ve 87-112 sayılı kararda; ertelemenin kanuni sonucu olmasından ötürü zorunlu olarak hükmedilmesi gereken “denetim süresi”ne ilişkin hataların 5275 sayılı Kanun hükümleri uyarınca infaz aşamasında düzeltilmesi mümkün olduğundan, bu hususun “aleyhe değiştirme yasağına” konu olmayacağı, 10.03.2009 gün ve 241-57 sayılı kararda; 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesine ilişkin olarak belirlenen “denetim süresi” cezaya ilişkin olmadığından kazanılmış hakkın söz konusu olmayacağı, 12.12.2006 gün ve 301-296 sayılı kararda; 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin güvenlik tedbirleri arasında sayılması nedeniyle bu konudaki hataların kazanılmış hakka konu teşkil etmeyeceği, 20.06.2006 gün ve 124-165 sayılı kararda; “lehe temyiz davasında cezanın aleyhe değiştirilmemesi” ilkesinin uyarlama yargılamasında verilen kararlar bakımından geçerli olmadığı, 20.01.2004 gün ve 278-1 sayılı kararda ise; hükümde yer alan infaza yönelik uygulamalar ya da infaz aşamasında buna ilişkin verilen kararlar kazanılmış hak ilkesinin dışında tutulduğu, bu kapsamda cezaların toplanmasına ilişkin kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı, Sonuçlarına ulaşılmıştır. Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarında, hükümlerde yer alan infaza yönelik uygulamalar ya da infaz aşamasında bu konuda verilen kararlar, kazanılmış hak ilkesinin dışında tutulmuştur. Bu husus 23.09.2003 gün ve 160-216 ve 08.10.2002 gün ve 179-354 sayılı kararlarda vurgulandığı gibi; 24.4.1950 gün ve 324-124 sayılı kararda; “Ceza Muhakemeleri Usulü Yasamızın 403. maddesine göre verilen içtima kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı”, 21.3.1977 gün ve 103-126 sayılı kararda; “infaza ilişkin bulunan hususların kazanılmış hakka konu olamayacağı” belirtilmekte, 28.3.1988 gün ve 40-137 sayılı kararda da: “Yerel Mahkemenin 11.6.1980 gün ve 9-103 sayılı kararında, iki ayrı adam öldürme suçuna ilişkin olarak sanığa verilen cezalardan Türk Ceza Kanununun 59. maddesi ile indirim yapılmış ve re’sen temyiz incelemesine tabi olan bu hüküm yalnız sanık tarafından temyiz edilmiştir. Sanığa bu eylemlerinden dolayı tayin olunan müebbet ağır hapis cezaları Türk Ceza Kanununun “Birinci Kitap”ının “Suç ve Cezaların İçtimaı” başlıklı “Yedinci Bap”ında yer alan 70. maddesiyle içtima ettirilmesi sonucu sanığa “idam” cezası verilmişse de; infaza ilişkin olması nedeniyle, bu maddenin uygulanması suretiyle verilen kararlar, CMUK’nun 326/son maddesi kapsamında mütalaa edilemez. Başka bir deyişle, kazanılmış hakka (aleyhe bozma yasağı) konu olamaz.” denilmektedir. Görüldüğü gibi yerleşmiş yargısal kararlarda, infaza ilişkin verilen kararların, “aleyhe sonucu değiştirmeme” ya da “kazanılmış hak” ilkesine konu olamayacağı kabul edilmektedir. Öte yandan aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesinin yer aldığı yasal düzenleme incelenirse; Aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesi, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326. maddesinin 4. fıkrasında, “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291’inci maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tâyin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan maddede aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesi görüldüğü üzere “sanıklar” yönünden kabul edilmiştir. Sanık ise, hakkında henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan kişidir. Halbuki uyarlama yargılaması, hakkında kesinleşmiş ve infaz yeteneği bulunan bir hüküm verilmiş kişiler için söz konusudur. Bu nedenle hükümlüler hakkında aleyhe sonucu değiştirmeme ya da uygulamadaki adıyla kazanılmış hak ilkesinin uygulanması yasal düzenlemeler yönünden de söz konusu olamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2006 gün ve 2006/10-124-165, 04/07/2006 gün ve 2006/10-128-177 sayılı kararlarında, kesin hükümde değişiklik yargılaması (uyarlama yargılaması) sonucu verilen hükümler ile tayin olunan cezaların kazanılmış hak oluşturmayacağı, bu hükümler yönünden cezanın aleyhe değiştirme ilkesinin uygulanamayacağı kabul edilmiştir. ...Kesin hükümde değişiklik yargılaması sonucu verilen yeni hükümler, infaz aşamasında ve infaza ilişkin hükümlerden olması nedeniyle "aleyhe sonuç doğurmama ilkesi" bu hükümler yönünden geçerli değildir. Bu itibarla, uyarlama kararlarına karşı hükümlü aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulması halinde verilen kanun yararına bozma kararı hükümlüler açısından aleyhe sonuç doğurur. Bu itibarla, tekerrüre esas alınan mahkûmiyet hükmünün uyarlama yargılaması sonucunda yine hükümlü hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle tekerrüre esas olma koşulu ortadan kalkmayacağı ve uyarlama yargılaması sonrasında verilen mahkûmiyet hükmünün kesinleşme tarihinin suç tarihinden sonra olmasının tekerrür hükümlerinin uygulamasına engellemeyeceği; yalnızca infaz aşamasında tekerrüre esas ceza miktarı ile ilgili olarak göz önünde bulundurulmasının gerekeceği, dolayısıyla Afyonkarahisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.10.2010 tarihli ve 2009/180 Esas, 2010/274 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında mahkûmiyet hükmü ile birlikte yapılan tekerrür uygulamasının kesinleşmesinin ardından, tekerrüre esas alınan hükmün uyarlama yargılamasına veya kanun yararına bozmaya konu edilerek bozma kararı sonrası yapılacak yargılamada da mahkûmiyet kararı verilip kesinleşme tarihinin değişmesinin tekerrür hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği; ancak tekerrüre esas ceza miktarı ile ilgili olarak infaz aşamasında göz önünde bulundurulması gerektiği, inceleme konusu dosya yönünden hükümlünün cezasının mükerrirlere özgü olarak çektirilip çektirilmeyeceği hususunun infaza ilişkin bir konu olup Mahkemesince alınacak ek kararlar ile infaz aşamasında gözetilebileceği, bu kapsamda Afyonkarahisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.02.2023 tarihli ek kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, Afyonkarahisar 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.03.2023 tarihli ve 2023/250 Değişik İş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği, KANUN YARARINA BOZULMASINA, sonraki işlemlerin itiraz merciince yerine getirilmesine, 02.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla