KÜNYE
2. Hukuk Dairesi 2012/15577 E., 2013/2067 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Ocak 2013
- Mahkemesi
- Konya 3. Aile Mahkemesi
- Tarihi
- 08.05.2012
- Numarası
- Esas no:2009/922 Karar no:2012/561
Karar Metni
466 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı-davalı (koca) tarafından, nafaka yönünden; davalı-davacı (kadın) tarafından ise kocanın boşanma davası ve hükmedilen nafaka miktarları yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı kocanın tüm, davalı-davacı kadının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Toplanan delillerden tarafların 2006 yılı Mayıs ayında barıştıkları ve o dönemde devam eden boşanma davasının feragat nedeniyle reddedildiği, barışmadan sonra tarafların yaklaşık 20-25 gün kadar birlikte yaşadıkları, böylece barışmadan önceki döneme ait kusurların karşılıklı olarak affedildiği, birlikte yaşanılan 20-25 günlük süre içerisinde davacı-davalı kocanın eşine şiddet uyguladığı, bu sebeple tarafların yeniden ayrıldıkları, ayrılık döneminde de davacı-davalı kocanın sadakatsiz tutumlar içerisine girdiği anlaşılmaktadır. Barışmadan sonraki dönem içerisinde davalı-davacı kadından kaynaklanan kusurlu bir davranışın varlığı ise kanıtlanamamıştır.
Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir.Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır.
Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalı-davacının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz.
Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.(TMK.md.166/2)
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacı-davalının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalı-davacıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2012/15577, K. 2013/2067, 28 Ocak 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama