KÜNYE
2. Hukuk Dairesi 2016/18269 E., 2018/6241 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Mayıs 2018
- Mahkemesi
- Aile Mahkemesi
- Dava türü
- Karşılıklı Boşanma
Karar Metni
556 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın tarafından; kusur belirlemesi, velayet, tazminatların ve yoksulluk nafakasının reddi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Davacı-davalı kadın, dava dilekçesinde münhasıran hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. 162) sebebine dayalı olarak boşanma davası açmış, mahkemece tarafların Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmiştir. Dava, münhasıran hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebine dayalı olduğuna göre, delillerin bu çerçevede değerlendirilerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmesi hatalı olsa da; bu husus temyiz edilmediğinden bozma sebebi yapılmamış, yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
2-Davacı-davalı kadının temyizine hasren yapılan incelemeye gelince;
a)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
b)Mahkemece, 2009 doğumlu ortak çocuk ...'in velayeti davalı-davacı babaya verilmiştir.
Velayetin düzenlenmesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi gereğince Aile Mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, her iki ebeveyn ve çocukla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip; tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocuğun sağlık gelişimi için velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığının araştırılması,
mahkemece idrak çağındaki çocuğun bizzat dinlenerek, görüşü alınıp ve diğer deliller de gözönüııe alınmak suretiyle ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilerek velayet konusunda bir karar verilmesi gerekir.
Somut olayda, mahkemece alman, tek uzman tarafından hazırlanan 03.10.2013 tarihli raporda sadece baba ve ortak çocuk ile görüşülmek suretiyle velayete ilişkin rapor tanzim ettirilmiş, uzman tarafından çocuğun velayetinin babaya verilmesine engel bir durum olmadığı belirtilmiş, daha sonra yine tek uzman tarafından hazırlanan 08.09.2015 tarihli sosyal inceleme raporunda ise, bu sefer de, baba ile görüşülmeksizin, sadece anne ve çocukla ile görüşülmüş ve yalnızca onların yaşadığı yer, sosyal ve psikolojik durumları dikkate alınarak, davalı- davacı babanın, barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumuna yer verilmeyerek,
velayetin anneye verilmesine engel engel bir durum olmadığı belirtilmiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında, sosyal hizmet uzmanı tarafından velayete ilişkin düzenlenen her iki sosyal inceleme raporu da, bu haliyle hüküm tesisi için yeterli değildir.
O halde yukarıda belirtilen kıstaslar dikkate alınarak oluşturulacak bir heyetten rapor düzenlenmesi sağlandıktan, inceleme tarihi itibariyle idrak çağında olan 2009 doğumlu ... mahkeme huzurunda dinlenip, diğer delillerle birlikte değerlendirildikten sonra, gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırmayla velayet yönünden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
c)Mahkemece, tefhim edilen kısa karar ve buna uygun yazılan gerekçeli kararın hüküm fıkrasında; davacı-davalı kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verildiği halde, hükmün gerekçe kısmında kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedildiği yazılmak suretiyle gerekçe ile kısa karar ve hüküm arasında yoksulluk nafakası yönünden çelişki yaratılmıştır. Yoksulluk nafakası yönünden verilen bu karar usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/18269, K. 2018/6241, 15 Mayıs 2018 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama