KÜNYE
2. Hukuk Dairesi 2024/8077 E., 2025/6627 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Haziran 2025
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/1391 E., 2024/601 K.
- İlk derece mahkemesi
- Beykoz 2. Aile Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/50 E., 2021/1068 K.
Karar Metni
873 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, reddedilen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166/1 maddesine dayalı davası, erkeğin kabul edilen davası, kişisel ilişki, iştirak nafakası miktarı ile çocuğun yurt dışına çıkış yasağı yönünden; davalı-davacı erkek vekili tarafından ise kusur belirlemesi,
kadının kabul edilen birleşen davası ve velâyet yönünden, dayanılmayan delil ile davanın kabulüne karar verilmesi yönünden temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle davacı-davalı kadın tarafından açılan ve bu dosya ile birleştirilen dava dosyasında erkeğin otel konaklama kayıtlarına delil olarak usule uygun şekilde dayanıldığı, dayanılan bu delilin mahkemece hukuka uygun şekilde istenilerek dosya içerisine alınmış olduğunun anlaşılmasına göre davalı-davacı erkek vekilinin tüm, davacı-davalı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuk yararına takdir edilen iştirak nafakası azdır. Mahkemece 4721 sayılı Kanun'un "hakkaniyet ilkesi" ile ilgili dördüncü maddesinin de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi usûl ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
KARŞI OY YAZISI
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası gereğince, hak arama özgürlüğü davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkı, ancak “meşru” vasıtalardan yararlanmak suretiyle kullanılabilir. Dolayısıyla, iddia ve savunma hakkının kullanımında, kendisine müracaat edilecek olan ispat araçlarının hukukun izin verdiği yollardan elde edilmiş bulunmaları şarttır.
Aksi anlayış anayasa ile güvence altına alınmış bulunan özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, haberleşme özgürlüğü, kişi dokunulmazlığı ile kişi özgürlüğü ve güvenliği gibi temel hak ve özgürlüklerin ihlâli sonucunu doğuracağı gibi hukuka aykırı yoldan elde edilen delile, yargı yerlerince ispat gücünün tanınması, var olan hukuka aykırılığa, bir kez de yargı yerinin alet edilmesi sonucunu doğuracaktır
Boşanma davalarında taraflarca getirilme ilkesi geçerli kabul edildiği için taraflarca dayanılmayan ve usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen vakıalar ile deliller hükme esas alınamaz.
6100 sayılı Kanun'un 189 uncu maddesinde belirtildiği üzere yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından re’sen göz önüne alınacağı ve delilin her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi hâlinde, diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verileceği düzenlenmiştir.
Belirtilen madde “gösterilen delilin caiz olup olmadığına Mahkemece karar verilir” hükmü ile aynı kanunun diğer maddelerinde belirtildiği üzere usulüne uygun şekilde dayanılan deliller yönünden bu kuralın getirildiği tartışmasızdır.
Dosyanın incelenmesinde Mahkemece sadece “kadın aleyhine konaklama kayıtlarının getirtilmesi” yönünde ara karar kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Kadın vekili tarafından ise, ön inceleme duruşmasında tanıklarını bildirmesi için verilen süre içinde, ibraz ettiği dilekçesinde özellikle erkek yönünden konaklama kayıtlarının getirtilmesini talep ettiği, bu talebe yönelik erkek vekilinin derhal ve tüm aşamalarda itiraz ettiği de tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Mahkemece “...davacı-davalı tarafın dava dilekçesinde ve karşı davaya cevabında delil olarak konaklama kayıtlarına dayanmamasına rağmen delil listesi nazara alınarak erkeğin konaklama kayıtları celbedilmiş ise de bu kayıtların davacı-davalı taraf için hukuka aykırı delil teşkil etmeyeceği, kayıtların celbi, Mahkemelerden delil tespiti davası ile de istenebileceği gibi yeni bir dava ile de istenebilecek bir husus olup tarafça hukuka aykırı yollarla elde edilmediği ve hükme esas alınabilecekleri...” gerekçesi ile delil listesinde bulunmayan kayıtların bir şekilde dosya içine girmiş olması hukuka aykırı kabul edilmemiş ve Bölge Adliye Mahkemesince bu yönde açık istinaf başvurusu olmasına karşın bu itiraz karşılanmaksızın esastan ret kararı verilmiştir.
Yukarıda açıklanan anayasa ve kanun hükümleri karşısında, delilin her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi hâlinde, diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verileceği hükmü de dikkate alındığında, başlangıçta hukuka aykırı olan “delil elde etme” yönteminin sonradan hukuka uygun hale geldiğinin kabul edilmesinin mümkün olmaması karşısında, hükme esas alınan konaklama kaydı delili hukuka aykırı nitelikte olduğundan kusur belirlemesinde dikkate alınması doğru görülmemiştir. Dosya kapsamında başkaca delil ile de ispatlanmayan kadının birleşen zina hukuksal sebebine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne yönelik karar verilmesi bu nedenle hatalıdır.
Tüm bu açıklamalar ışığında kadının birleşen zina hukuksal sebebine dayalı boşanma davasının kabulü yönünde verilen kararın bozulmasına hükmetmek gerektiğini düşündüğümden bu yöne ilişkin sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/8077, K. 2025/6627, 26 Haziran 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama