KÜNYE
(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2006/13704 E., 2006/13278 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Ekim 2006
- Mahkemesi
- Kadastro Mahkemesi
Karar Metni
835 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ... tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 01/07/2004 tarih ve 2004/2415-7068 sayılı bozma kararında özetle. "Çekişmeli ...
Kasabası 179 ada 3 ve 183 ada 54 parseller hakkında açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de karara dayanak alınan uzman bilirkişi ... tarafından hazırlanan raporun çekişmeli taşınmazın orman olup olmadığını ve hukuki durumunu belirlemekte yeterli olmadığı, bu nedenle üç uzman bilirkişi aracılığıyla yapılacak keşifte memleket haritası ve kadastro paftası ölçekleri eşitlenip birbiri üzerine aplike edilmesi" gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne ve dava konusu 179 ada 3 parselin A=(6092 m2) bölümünün orman niteliğiyle Hazine adına, B=(1447 m2) bölümünün davalı adına, 183 ada 54 parselin A=(7276 m2) bölümünün ve C=(231 m2), D=(732 m2) bölümünün orman niteliğiyle Hazine adına, B=(7619 m2) bölümünün davalı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır.
1) Çekişmeli 179 ada 3 parsel hakkında eski tarihli resmi belgelerin uygulanması ve kısmen orman olduğunun belirlenmesi karşısında kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenle, Orman Yönetiminin bu parsele yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2) 183 ada 54 parsel hakkındaki temyiz itirazlarına gelince, her ne kadar 54 parselin eski tarihli resmi belgelere göre (B) bölümünün orman sayılmayan yer olduğu açıklanmışsa da, (B) bölümüne batıdan komşu 55 parselin kadastro mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda hükmen orman olduğu, doğusunun yine memleket haritasında yeşil renkli ve orman sembolü içeren ... Köyü çalışma alanında kalan taşınmazlarla çevrili olduğu, kuzey ve güneyinin ise eldeki davada orman niteliği ile Hazine adına tesciline karar verilerek temyize konu edilmemesi nedeniyle kesinleştiği, bu durumda 54 parselin (B) bölümünün 6831 Sayılı Yasanın 17/2. maddesi anlamında orman içi açıklık haline geldiği anlaşılmaktadır.
6831 Sayılı Yasanın 17. maddesi, orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık amacı ile ağıl yapılmasına, bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin vermez.
6831 Sayılı Yasa, madde: 17/1-2
Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşaası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlemesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.
Devlet Ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir (03/07/2004 gün ve 5112 Sayılı Yasa ile değişik hali).
Yasa metninden açıkça anlaşıldığı gibi, hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım, inşaat ve hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılamaz. Bu tür yerler özel mülk olamaz. Yönetim derhal el koyma hakkına sahiptir. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman kullanılacaktır. Bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü bozulacaktır.
Ayrıca, bu tür taşınmazların öncesinin orman olma zorunluluğu yoktur. Zira, öncesi orman olan ve ormandan açılan taşınmazlar, 6831 Sayılı Yasanın 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre zaten orman sayılmaktadır. 17. maddede tanımı yapılan olgu, öncesi orman iken açılan yerlerle beraber ayrıca [HANGİ NEDENLE OLURSA OLSUN ORMAN İÇİ AÇIKLIKLARIN KAZANILAMAYACAĞI İLKESİNİ İÇERMEKTEDİR VE AMACI ORMAN BÜTÜNLÜĞÜNÜ KORUMAKTIR].
Yasa koyucu ayrı bir kavram oluşturmuş ve hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat ile özel mülke dönüşme yolunu kapamıştır. Bu itibarla, dava konusu taşınmazın memleket haritasında açık alanda gözükmesi bu olguyu değiştirmez. Etrafı ormanla çevrili olan taşınmazlar özel mülke dönüşüp, tarım ve inşaata açıldığında orman bütünlüğünün bozulacağı tartışmasızdır.
Dairemizin bu yoldaki kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ve yerleşik kararlar halini almıştır [Y.H.G.K.’nun 10.12.1997 gün ve 1997/20-830/1034, 10.12.1997 gün ve 1997/20-808/1039, 22.10.2003 gün ve 2003/20-665/614 sayılı ve yine orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten sonra 20 yıldan fazla süre geçse dahi orman içi açıklık konumunda olan taşımazların zilyedlik yoluyla kazanılamayacağı konusundaki 11.10.2004 gün ve 2004/7-531-582 sayılı kararları].
Tapu ve zilyetlik yoluyla kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları da Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 Sayılı Yasanın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Ayrıca; Bu tür yerler yasa gereği orman sayıldığı için, orman içi açıklık ve boşlukların zilyetlik yolu ile kazanılmasına yasal olanak yoktur. Dolayısıyla bu yollarla ormandan toprak kazanımından söz edilemez.
Mahkemece değinilen yönler gözetilerek 54 sayılı parselle ilgili davanın tümüyle kabulü gerekirken, kısmen kabule karar verilmiş olması isabetsizdir.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2006/13704, K. 2006/13278, 12 Ekim 2006 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama