KÜNYE
(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2006/16383 E., 2006/16435 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Kasım 2006
- Mahkemesi
- Kadastro Mahkemesi
Karar Metni
851 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Kadastro sırasında ... Köyü 104 ada 263 parsel sayılı 9113841.92 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, koruluk Devlet Ormanı niteliği ile belgesizden Hazine adına tesbit edilmiştir. Davacı ..., bu taşınmaz içinde kök müris ...'e ait tarla bulunduğu, bu kısmın tespitinin iptali ile ... mirasçıları adına tarla niteliği ile tapuya tescili iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve dava konusu parselin 08/07/2005 tarihli krokide (A) = 8019.67 m2'lik bölümün ... mirasçıları adına, (B)= 1985,37 m2'lik bölümünün orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 11/06/1998 tarihinde ilanı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir.
Taşınmaz başında yapılan keşif sonucu alınan orman bilirkişi kurulu raporunda davalı taşınmazın tamamının kesinleşmiş orman tahdit haritasına göre orman sınırları içinde ancak tutanaklara göre ise orman tahdidi dışında olduğu, 10 nolu orman sınır noktasının orman tahdit haritasına yanlış işaretlendiği bildirilmesine rağmen, memleket haritaları ve hava fotoğrafları uygulanarak taşınmazın öncesi belirlenmemiş, 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesindeki şartlar araştırılmamış, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmuştur.
Kural olarak; orman tahdidinin kesinleştiği yerlerde bir yerin orman olup olmadığı ve hukuki niteliği, orman tahdit tutanak ve haritalarının uygulanması ile belirlenir. Orman kadastro haritaları ile tutanaklar arasında fark var ise, haritanın yapımına esas alınan hava fotoğrafları ve taşınmazın son durumunu gösteren 1990'lı yıllara ait memleket haritasının da uygulanarak taşınmazın öncesinin belirlenmesi gerekir.Bu nedenle;
mahkemece, orman kadastro haritasının yapımına esas alınan memleket haritası ve hava fotoğrafları ile 1990'lı yıllara ait memleket haritası getirtilip önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç uzman orman yüksek mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, tapulama paftası ve kesinleşmiş orman tahdit haritası ölçekleri denkleştirilerek, tutanaklarda bahsi geçen sabit yer ve mevkii adları konusunda yerel bilirkişi ifadelerinden yararlanarak,
1998 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastro harita ve tutanakları ile arazi kadastro paftası, 6831 Sayılı Yasaya göre orman kadastrosu ve aynı Yasanın 2/B madde uygulaması hakkındaki yönetmelik ve yönetmeliğin 54. maddesi gereğince çıkarılan teknik
izahatnamede tarif edilen yöntemle, çekişmeli taşınmaza geniş çevresi ile birlikte sağlıklı biçimde uygulanmalı, zeminde bulunamayan orman sınır noktaları, bulunan diğer orman sınır noktalarından hareketle, tutanak ve haritalardaki açı ve mesafelere göre bir bir bulunup zeminde işaretlenmeli, uygulamada haritaların yapımında kullanılan hava fotoğraflarından yararlanılmalı, çekişmeli taşınmazın 1998 hattına göre konumu duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanmalı, çelişki halinde orman sınır noktalarının zemindeki ve genel arazi kadastro paftasındaki yerine itibar edilemeyeceği,
tutanaklardaki yön ve mesafe olarak tarif edilen ve haritaların yapımında kullanılan hava fotoğrafları ile desteklenen yerlerine itibar edilmesi gerektiği bilinmeli, bilirkişilere uygulamayı detaylı olarak gösteren ayrı renkli kalemlerle işaretli, orman tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki düzenlettirilmeli,
böylesine yapılacak bir araştırma sonucu davalı taşınmazın tahdit içinde olduğunun anlaşılması halinde 3402 Sayılı Yasaya göre yapılan arazi kadastrosu davacıya kesinleşen tahdit içinde ve 6831 Sayılı Yasanın 11. maddesinde sözü edilen tapu kaydına da dayanılmadığından böyle bir dava açma hak ve imkanı vermeyeceğinden davanın reddine karar verilmelidir.
Eğer taşınmaz kesinleşen tahdit dışında ise; en eski tarilli memleket haritası, hava fotoğrafları ve amenajman planı, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli.
3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 ... ve 31/13 E.K..
14.03.1989 ... ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 ... ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 Sayılı Yasanın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp;
orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine ablike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı,
davalı taşınmazın orman tahdit hattı dışında ve memleket haritaları ve hava fotoğraflarına göre de orman sayılmayan yerlerden olduğunun anlaşılması halinde, 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde yazılı zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının davacı yararına oluşup oluşmadığı araştırılarak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. Açıklanan yönler gözetilmeksizin kuralan hüküm usul ve yasaya aykırıdır.
Kabule göre de; 3402 Sayılı Yasanın 30/2. maddesi gereğince kadastro hakimi taşınmazın tümü hakkında sicil oluşturmakla görevli olduğu halde, parselin sadece davalı olan bölümü hakkında sicil oluşturulması, tümü hakkında sicil oluşturulmaması da doğru olmayıp bozma nedenidir.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2006/16383, K. 2006/16435, 27 Kasım 2006 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama