KÜNYE
(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2007/14565 E., 2007/17045 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Aralık 2007
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.038 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 24/06/2002 tarih 2002/4526-6148 sayılı bozma kararında özetle.
"Çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman sınırları dışında kalması nedeniyle davalı Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının reddine, davalı çekişmeli taşınmaza komşu olan taşınmazların dayanak kayıtları getirtilerek, çekişmeli taşınmazın yönüne ne olarak gösterildiğinin belirlenmesi ve 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddesinde yazılı imar ihya ve zilyetlik koşulların davacılar yönünden oluşup oluşmadığının araştırılması" gereğine değinilerek davalı Hazinenin temyiz itirazları kabul edilerek hüküm bozulmuştur.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne ve dava konusu (A) işaretli 3570.18 m2 yüzölçümündeki taşınmazın davacılar adına 1/4 pay oranıyla tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazların tesciline ilişkindir. Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 12.08.1987 tarihinde ilanı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması bulunmaktadır. Taşınmazlann bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 06.08.1956 tarihinde yapılmış ve sonuçları 07.06.1957 tarihinde ilan edilmiş ve kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir.
1) Davalı Orman Yönetiminin temyiz itirazları yönünden:
Yerel mahkeme tarafından kurulan ilk hükme yönelik olarak davalı Orman Yönetiminin temyiz talebi, çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman sınırlarının dışında kaldığının saptandığı gerekçesi ile yukarıda tarih ve sayısı belirtilen Dairemizin kararı ile red edilip davalı Hazinenin temyiz itirazları kabul edilerek mahkeme hükmü bozulmuştur. Bu nedenle davalı Orman Yönetiminin temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir.
2) Davalı Hazinenin temyiz itirazlarına gelince:
Davacı 15.05.2000 tarihli dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği ... Kasabası Yassıgüren mevkiinde bulunan toplam taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan inceleme sonucunda çekişmeli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı ve kazandırıcı zamanaşımı yolu ile zilyetlik koşullarının davacılar yararına oluştuğu kabul edilerek davanın kabulü yolunda hüküm kurulmuştur.
Ne varki; yörede 1956 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sonucunda düzenlenen ve bir örneği bozma kararından sonra getirtilen orijinalinden fotokopisi çıkarılmış pafta örneğinden, çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanın, ... Birliği Köyünde 1956 yılında yapılan genel arazi kadastrosunda eski 275,291, 290 numaralı parsellerin batısında Devlet Ormanı niteliğiyle tespit harici bırakıldığı görülmektedir. ...
Asliye (1) Hukuk Mahkemesinin 22/04/2003 gün ve 2003/109-213 sayılı kararının bozulmasına ilişkin H.G.K.nun 12/05/2004 gün 2004/8-242-292 sayılı kararında da belirtildiği gibi, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1957 yılında 5602 Sayılı Kadastro Yasası yürürüğü sırasında yapılmıştır. Kadastro sırasında taşınmazların tesbit dışı bırakıldığı tartışmasızdır.
Burada halledilmesi gereken sorun kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi nitelikte tesbit dışı bırakıldığı konusudur.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 sayılı Yasaların hükümlerine göre kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır.
Bir diğer anlatımla arazi kadastrosu ekipleri onmanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılarak ve kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3).
Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle yani belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir.
Bu uygulama yukarıda da belirtildiği üzere 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği tarihe kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan Yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle dava konusu somut olayın 5602 Sayılı Yasa hükümleri gereğince irdelemesinin yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1957 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazlarla, bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazların yine bitişiğindeki arazi bölümünün ise ... arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır.
1987 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın da içerisinde yer aldığı arazinin orman tahdit hattı dışında kaldığı, yapılan uygulama ile belirlenmiştir.
Arazinin konumu ve davalı taşınmaz ile orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır.
Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar- ihyayı gerektirecek nitelikte ... veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazların davacıya irsen intikal ... 30 - 40 yıldır kullanıldığını ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez.
Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığının bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı taraf taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamamıştır.
6831 Sayılı Orman Yasasının 1. maddesi gereğince, "Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır." zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir.
Yine H.G.K.nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-464-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 - 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerde, yukarıda yazılı gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
Bu nedenlerle davaya konu taşınmazın öncesi orman olup, bu niteliğini koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Taşınmazın orman kadastro sınırları dışında bırakıldığı tarihten dava tarihine kadar zilyetlikle mülk edinme koşulları oluşmadığı gibi, dava konusu taşınmaz 6831 Sayılı Yasanın 05/11/2003 gün ve 4999 Sayılı Yasa ile değişik 7. maddesi gereğince "herhangi bir nedenle orman sınırı dışında bırakılan orman" olması nedeniyle yeniden orman sınırları içine de alınabilir. Aynı yerdeki taşınmazlar hakkında başka kişiler tarafından açılan tescil davalarının kabulüne dair, aynı mahkemece verilen 2002/929-121, 2003/166-107 sayılı kararlar Dairenin 2007/14040 E ve 2007/14564 E sayılı kararları ile ve aynı gerekçelerle bozulmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişinin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ve gerekçelerle kabul yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2007/14565, K. 2007/17045, 27 Aralık 2007 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama