KÜNYE
20. Hukuk Dairesi 2015/2469 E., 2016/5078 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Mayıs 2016
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
988 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARŞI OY YAZISI
Somut dosyada mülkiyete müdahele davacının mülkiyetinde olan taşınmazların kıyı kenar sınırı içerisine alınmak suretiyle gerçekleşmiştir. Bu durumda insan hakları sözleşmesi eki olan bir nolu protokülün birinci maddesi gereğince salt mülkiyete müdahale nedeniyle kamuya tazmin yükümlülüğü doğmaktadır.
Nitekim çoğunluk görüşünce benimsendiği üzere mülkiyete müdahale bir mahkeme kararı ile kesinleşmiş olmasına göre zararın o tarih itibariyle doğduğunun kabulü, zira kişinin mülkiyet konusu üzerinde tasarruflarının sona erdiğinin kabulü doğrudur. Bu kez mülkiyet hakkında meydana gelen zararın hesaplanmasında gözetilmesi gereken ölçütler değerlendirilmelidir. Bu anlamda öncelikle mülkiyete müdahalenin hangi amaçla gerçekleştiği ele alınmalıdır.
Mülkiyete müdahale bazen kişinin mülkü olan bir malvarlığının bazı kamu hizmetine tahsis edilmesi şeklinde gerçekleşir (kamulaştırma gibi). Böyle durumlarda mülkiyet konusunun mutlak değeri saptanıp kişiye verilmek zorundadır. AİHM uygulamaları bu yöndedir. Ancak somut olayda olduğu gibi bazı durumlarda mülkiyetin konusu her ne şekilde mülk konusu olmuş ise de aslında ulusal değerlerdendir.
Örneğin kumsallar, bataklıklar, ormanlar, meralar, göller kesinlikle ulusal değerlerden olup hiçbir zaman özel mülke konu edilemeyeceği gibi, çeşitli yöntemlerle özel mülkiyete konu edilmiş olsa dahi kamulaştırma dışı yöntemlerle özel mülk konusu olmaktan çıkarılmalıdır. Zira bu değerler özde bütün halkın hukuksal anlamda da halk adına kamunun tasarruf ve koruması altında olması gerekmektedir.
Bunun dışında doğanın dengesi ve çevresel düzenlemeler için kamu tarafından bir takım önlemler ve yatırımlar sözkonusu olduğunda da mülkiyetin kullanılmasının sınırlandırılması vazgeçilemez bir olgu ve zorunluluk olarak karşımıza çıkar. Böyle durumlarda kamunun çıkarı ile kişisel çıkarlar yarıştığından mali açıdan mutlak değer ödemesi değil "adil denge" kriteri geçerli olmalıdır. Adil denge kriterlerinin geçerli olduğu durumlarda ise kamunun
- 3 - 2015/2469 - 2016/5078
tam tazmin yükümlülüğü sözkonusu olmaz, mutlak tazmin yükümlülüğü geçerli olmaz, ancak müdahalenin kapsamı yoğunluğu amacı niteliği şekli gözetlenerek devletlerin geniş takdir yetkisinin olduğu kabul edilir. Öyleki, toplumun genel yararının gerekleri ile bireyin temel hakkının gereği arasında denge kurulur. Elbette birey (mülk sahibi) de aşırı yük altında bırakılamaz. Devletlere bu amaç için başka altarnetif yol da bulunmadığından ölçümleme-uyarlama yöntemleri ile fiyat belirlemek için takdir yetkisi tanınmaktadır.
Somut olayda davanın konusu yer kumsaldır. Kumsallar hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz. Mülk sahipleri bu tür yerlerde mülkiyet hakkı kurulurken ve elde ederken bireye düşen kamusal yükümlülüğü gözardı etmemelidir ve nihayetinde özel mülk konusu bu taşınmazlar tekrar kamu yararına tahsis edileceğinden ve asıl sahibine döneceğinden dava konusunun değerinin tespitinde adil denge ilkesi gereğince hakkaniyete uygun bir değer tespiti yapılmalıdır.
Yargıtay ve özellikle 4. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarında bu dengeyi sağlamak üzere hakkaniyete uygun indirimler yapılmıştır. Bu kez somut dosyadada yargıç tarafından bilirkişiye hesaplattırılan değer üzerinden bir miktar veya oranda hakkaniyet indirimi yapılarak sonra adil bir sonuca ulaşılmalıdır. Bu nedenle çoğunluk görüşüne sadece bu kıstas yönünden katılmamaktayım.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2015/2469, K. 2016/5078, 4 Mayıs 2016 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama