KÜNYE
20. Hukuk Dairesi 2016/5091 E., 2016/6713 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Haziran 2016
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
811 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki davada İstanbul Anadolu 5. Asliye Hukuk ve İstanbul Anadolu 18. Sulh Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
MUHALİF YAZISI
Somut olayda, site yönetiminin kusuruna dayalı zarardan dolayı tazminat istenmektedir.
a) Davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı açıktır. Saldırının da davalının yönetim ve güvenlik olarak sorumlu oldukları "hakimiyet alanında" gerçekleştiği sabittir. Böyle bir eylemde hem maddi zarar hem de manevi zarar doğmaktadır. Maddi zarar gasbedilen mal veya para veya yaralanma nedeniyle yapılan tedavi masrafları kalemlerinden oluşmaktadır. Manevi zarar ise kişinin maneviyatında oluşan (travma) moral eksilmesidir. Dolayısıyla somut olayda tek eylemden hem maddi zarar hem de manevi zarar doğmaktadır.
b) Site yöteminin sorumlu olacağı ve müteselsilen güvenlik şirketinin de sorumlu olacağı konusunda uygulamada "ittifak" söz konusudur.
c) Sorun davalıların sorumluluk alanında kalan maddi ve manevi tazminat taleplerinden sadece maddi tazminat kısmının kat mülkiyeti hukuku kapsamında kaldığı, dolayısıyla sulh hukuk mahkemelerinin sadece maddi tazminat taleplerini inceleyebileceği ve ancak manevi tazminat talebinin MK'nın 24, BK'nın 58. maddeleri kapsamında olmakla sadece ve doğrudan Asliye Hukuk Mahkemesinde incelenebileceği yönündeki bazı Yargıtay Daire uygulamaları ve çoğunluk görüşüdür. Kuşkusuz bu yaklaşım aşağıdaki nedenlerle tercih edilmemelidir.
1) Öncelikle 634 sayılı Kanunun Ek 1. maddesine göre, bu Kanundan doğan bütün uyuşmazlıklar tartışmasız biçimde ve talebin maddi/manevi tazminat olmasına bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemelerinde görülür. Bu düzenleme emredicidir.
2) İster sözleşmeden doğan isterse sözleşme dışı ilişkilerden doğan zararlar hukukta maddi ve manevi olarak ayrılır. Her zarar tür ayrımı yapılmaksızın aynı eylemden (ihlâlden) kaynaklandığından aynı mahkemede incelenir. Bu anlamda hukuk sistemimizde bütün manevi tazminat taleplerini sadece Asliye Hukuk Mahkemeleri incelemekte değildir. Bilakis böyle dünüşülmesi de olanaksızdır.
Bu anlamda örneğin, trafik kazasında davalılar sigorta şirketi, araç işleten ve haksız eylemi gerçekleştiren sürücü olabilir. Bu sorunda davalının sorumluluk nedeni farklı hukuksal nedenlerdir. Ancak, tek eyleme dayanan maddi manevi tazminat talepleri aynı mahkeme de (örneğin Asliye Ticaret Mahkemesinde) incelenir.
Bu anlamda manevi zarar talebi Asliye Ticaret Mahkemesince tefrik edilemez, ya da sigorta şirketi davalı olmasa HUMK dönemindeki gibi zarar miktarı Sulh Hukuk Mahkemesi görev sınırında kalsa, Sulh Hukuk Mahkemesi manevi tazminat talebi yönünden Asliye Hukuk Mahkemesinde incelenmeli gerekçesiyle görevsizlik kararı veremez. Ya da Tüketici Mahkemesi bir tükecici sözleşmesinden doğan maddi zararı inceleyip manevi tazminat için görevsizlik kararı veremez.
3) Uygulama, (c-2) ile anlatıldığı biçimde olduğu halde, somut davadaki manevi tazminat davasının Asliye Hukuk Mahkemesinde görüleceğini benimsemek usûl ekonomisine de aykırıdır. Yargıda aynı eylemden doğan zararların aynı mahkemede ve aynı dosya kanıtlarıyla ele alınarak “karar yeknesaklığı” sağlanmalı ve kararlarda da birlik oluşturulmalıdır. Tek eylemle doğan zararlar pek çok mahkemeyi meşgul etmemelidir. Açıkladığım nedenlerle, sayın çoğunluğun görüşüne katılamamaktayım.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2016/5091, K. 2016/6713, 9 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama