KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2007/22495 E., 2008/3479 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Mart 2008
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
809 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı, iş kazası sonucu malüliyetinden doğan maddi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı vekilince istenilmesi ve duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.03.2008 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı vekili Avukat ... geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıda karar tesbit edildi.
KARAR
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2- Dava 10.07.2000 tarihinde meydana gelen iş kazasında % 36,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece sigortalının hesaplanan maddi zararından Borçlar Kanunun 43–44 maddeleri gereğince takdiri indirim yapılarak sigorta tahsisleri peşin sermaye değeri düşüldükten sonra sigortalının maddi zararının karşılandığından maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece Borçlar Kanunun 43–44.maddelerinin uygulanmasında yanılgıya düşüldüğü, somut olayda her iki maddenin de uygulanma koşullarının bulunmadığı görülmektedir.
Maddi tazminat davalarının yasal dayanaklarından birini oluşturan B.K.'nun 43.Maddesi tazminatın belirlenmesinde, hakime, kimi görevler yanında, geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Böylece gerçekçi ve adil bir sonuca ulaşmak amaçlanmıştır. Uygulamada, kabul edildiği üzere; maddi tazminat hesapları, bilinen bir takım veriler yanında, varsayımlara da yer vererek bir sonuca ulaşır. Gerçi, insan yaşamının kutsallığı, beden ve ruh sağlığının korunması ve bu alanda uğranılan zararların, hiç bir şekilde para ile karşılanmasının mümkün olmadığı düşünülebilirse de, hukuk sisteminin başka bir giderim yöntemi öngörmemiş olması karşısında, zorunlu bu tür bir hesaplama yoluyla, zarara uğrayanın tatmini sağlanmaya çalışılmaktadır.
İşte, hakim, bu tür davalarda, sonuca ulaşırken, hesaplamaya ilişkin, maddi unsurları, tarafların kusur durumlarını, sorumluluğa ilişkin temel hukuk ilke ve esasları yanında, tarafların, sosyal ve ekonomik koşullarını hep birden değerlendirmek zorundadır.
Maddi tazminatın, hiç bir zaman zenginleştirme aracı olmadığı ve özendirici nitelik göstermemesi gereği göz ardı edilmemeli ve bu arada, sözü edilen tazminatın bir tarafın zararını karşılarken, diğer tarafın, ekonomik veya ticari hayattan silinmesini gerektirecek boyutlara ulaşması önlenmelidir.
Bu nedenle, tarafların ekonomik ve sosyal durumları araştırılmalı, zararı ödemekle yükümlü işverenin iş hacmi, işletmesinin büyüklüğü, kaç işçi çalıştırdığı saptanmalı, tazminatın sonuçlarına katlanıp katlanamayacağı yönünde ön bilgiler toplanmalıdır. Kısaca, tazminat belirlenirken bunun toplumda yaratacağı olumsuz durumlar göz ardı edilmemeli ve toplumsal denge ve çıkarlar da korunmalıdır.
Bu durumda hakim toplayacağı kanıtlar sonucu gerektiğinde B.K'nun 43.maddesinin kendisine verdiği yetkiyi kullanmak suretiyle, hakkaniyete uygun indirim yoluna gitmeli ve tazminat belirlenmenin gerçekçi niteliğini ortaya koymalıdır.
Somut olayda tarafların hal ve mevkiine, işverenin %80 oranında kusurlu bulunmasına ve tazminatın miktarına göre, dava konusu olayda Borçlar Kanununun 43. maddesinin öngördüğü koşulların oluşmadığı gözetilmeksizin anılan maddeye dayanılarak tazminattan indirim yapılması isabetsizdir.
Öte yandan B.K'nun 43.maddesi gereğince yapılacak takdiri indirimin maddi tazminat talebinin reddine neden olmaması gerektiği diğer bir deyişle, zarar görenin maddi tazminatını ortadan kaldırır biçimde takdiri indirimin uygulanamayacağı da açıktır.
Borçlar Kanunun 44/2 maddesine gelince; Zararın meydana gelmesinde, işverenin %80, işçinin de %20 oranındaki kusurlu davranışlarının etkili olmasına ve zararın tazminin de borçluyu müzayakaya maruz bırakmayacağının belirgin bulunmasına göre, dava konusu olayda Borçlar Kanununun 44/2.maddesinin öngördüğü koşulların oluşmadığı da ortadadır.
Mahkemenin kabul ve uygulamasına göre de maddi tazminattan yapılan takdiri indirimin oranın ya da miktarının açıklanmaması da hatalı olmuştur.
Hal böyle olunca da mahkemece Borçlar Kanunun gerek 43. ve gerekse 44. maddelerinin uygulama koşulları bulunmadığı halde ve maddi tazminatı ortadan kaldırır oranda takdiri indirim uygulanmak suretiyle, maddi zararın sigorta tahsisleri peşin sermaye değeri ile karşıladığından bahisle maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden H.U.M.K.’nun 438/7. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı düzeltilerek onanmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2007/22495, K. 2008/3479, 4 Mart 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama