KÜNYE
21. Hukuk Dairesi 2009/12563 E., 2010/11890 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Aralık 2010
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
630 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün davacı ile davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle, kararın dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalı iş verenin tüm, davacının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Uyuşmazlık davacıda iş kazası sonucu oluşan %.24.2 iş göremezlik oranı nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı davalıya ait işyerinde işçi olarak çalışırken uğradığı iş kazası sonucu % 24.2 oranında maluliyete uğradığını ve olayda işverenin yeterli güvenlik önlemlerini almaması nedeniyle kusurlu bulunduğunu ileri sürerek 12.545.00 TL maddi ve 30.000.00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsilini istemiştir.
Mahkemece maddi tazminatın kabulü, manevi tazminatın ise kısmen kabulü ile 12.545.00 TL maddi ,10.000.00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 22.545.00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Alınan kusur raporuna göre iş kazasının meydana gelmesinde davacı %40,davalı iş veren ise %60 oranında kursludur.
Borçlar Kanununun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir.
O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir.
Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına 20.000.00 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, 10.000.00 TL’sına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden H.U.M.K.'nun 438/7. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı, düzeltilerek onanmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2009/12563, K. 2010/11890, 2 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama