KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2010/7619 E., 2011/13112 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Aralık 2011
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
530 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 05.02.1980 olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
KARAR
Dava, davacının sigorta başlangıç tarihinin 5.2.1980 olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davacının davasının kabulü ile sigortalı olarak ilk işe giriş tarihinin 5.2.1980 olduğunun tesbitine karar verilmiştir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden ...Traktör A.Ş isimli işyerinin 1.3.1977 tarihinde 506 sayılı Yasa kapsamına alındığı, uyuşmazlık konusu dönemle ilgili davalı işverence dönem bordrosu verilmediği bilirkişi raporunda bildirgedeki imzanın davacının eli ürünü olduğunun bildirildiği, davalı işverence davacının 5.2.1980 tarihinde işe girdiğine ilişkin bildirgenin 28.4.1980 tarihinde kurumun kayıtlarına girdiği anlaşılmaktadır
Gerçekten. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa’sının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez.
Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir.
Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir.
Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır.
Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir.
Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olayda dinlenen davacı tanığı Naim Menekşe , davacının köylüsü olduğunu işe girmesine kendisinin vesile olduğunu ve işe giriş bildirgesi verildiği tarihte işe girdiğini beyan etmiş mahkemece bu tanığın beyanına dayanarak davanın kabulüne karar verilmiş ise de, bu tanığın uyuşmazlık konusu olan dönemde davalı işverenin işyerlerinden 2.3502.0486.56.02 no da işlem gören işyerinde 17.1.1979 da çalışmaya başladığı, 1980/1 döneminde 88 gün çalışması bildirildiği, oysa davacının işe giriş bildirgesi verilen davalıya ait işyerinin 23.8437.7631.04.07 sigorta nolu olduğu görülmektedir.
Yapılacak iş, davanın kamu düzenini ilgilendirdiği de dikkate alınarak araştırmanın genişletilip bu dönemlerde çalışması bulunan komşu işyeri işverenleri ve bu işverenler tarafından çalışmaları Kuruma bildirilen kimseler zabıta marifetiyle belirlenip beyanlarına başvurularak, tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2010/7619, K. 2011/13112, 13 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama