KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2011/6047 E., 2011/12597 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
Karar Metni
872 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı,iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle 103.311,39 TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi ve davacı vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 6.12.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti.
Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ile karşı taraf vekili ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 12.12.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 29,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile maddi tazminatın 1.000,00-TL’lık bölümünün dava tarihinden, bakiye maddi tazminat ile manevi tazminatın ise ıslah tarihinden yasal faiziyle tahsiline karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı ve davalı taraf vekilince temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemece manevi tazminatın takdiri ile maddi tazminatın hesaplanmasına esas alınacak ücretin belirlenmesi ile hüküm altına alınan tazminatlara uygulanacak faizin başlangıcında ve avukatlık ücretinin takdirinde hataya düşüldüğü görülmektedir.
Olayın oluş şekline, müterafik kusur oranlarına, husule gelen elem ve ıstırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, olay tarihindeki paranın alım gücüne, ekonomik koşullara ve özellikle 26.6.1966 gün ve 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda; gerçekleşme biçimine, oranına, niteliğine hak ve nefaset kurallarına göre, davacı yararına hüküm altına alınan 40.000,00-TL manevi tazminatın fazla olduğu açıkça belli olmaktadır.
Maddi tazminata gelince: davacının ücretinin eksik araştırma ve soruşturma ile belirlendiği hesap raporunun hükme esas alınmak suretiyle maddi tazminatın belirlenmesi hatalı olmuştur.
İş kazası sonucu meslekte kazanma gücünü kaybeden işçinin maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı işyeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret göz önünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir.
Somut olayda, davacının olay tarihindeki ücretine ilişkin olarak imzasını içeren bordro mevcut değildir. Öte yandan davacının tecrübeli bir kalıp ustası olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
İnşaat kalıp ustalığı vasıflı bir iş olup vasıflı işçinin ise asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmeyeceği, giderek, sigorta müfettişinin asgari ücret üzerinden yapmış olduğu saptamanın ve işyeri kayıtlarının gerçeği yansıtmadığı açık-seçiktir.
Her ne kadar yerel mahkeme, davacının olay tarihinde günlük 50,00-TL ücretle çalıştığına dair davacı iddiası ile aynı doğrultudaki tanık beyanları esas alınarak asgari ücretin 3,9432 katı ücret üzerinden hesaplanan tazminatı hükmüne esas almış ise de, yöntemince sigortalının gerçek ücretinin araştırılmamış olması nedeniyle bu değerlendirme hatalı olmuştur.
Yapılacak iş tecrübeli bir inşaat kalıp ustası olan kazalı işçinin asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun olmadığı da dikkate alınarak, ilgili meslek odasından bilinen devrede sigortalının alabileceği ücretleri sormak, benzer işyerlerinde çalışan ve emsal işi yapanların ücretlerini araştırmak suretiyle işçinin gerçek ücretini belirlemek, gerçek ücretle sigortalının tazminatını yeniden hesaplatmak ve sonucuna göre karar verilmekten ibarettir.
Davacı 30.07.2009 tarihli dava dilekçesi ile başvurma harcının da yatırılması nedeniyle birleştirme talepli bir ek dava olarak değerlendirilen 26.11.2010 tarihli ıslah dilekçesinde hüküm altına alınacak tazminatlara olay tarihinden itibaren faiz işletilmesini istemiştir.
Öte yandan iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle açılan davalarda faizin zararın meydana geldiği olay tarihinden itibaren yürütüleceği, haksız eylemle birlikte zarar veren bakımından temerrüte düşüldüğünün kabulünün gerektiği dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarındandır.
Hal böyle olunca da davanın niteliğine göre haksız eylemin meydana geldiği tarihten itibaren faize karar verilmek gerekirken, davacının faizin olay tarihinden işletilmesine ilişkin talebinin bulunduğu göz ardı edilerek ve dava konusu olay işçilik alacaklarıyla karıştırılarak, maddi tazminatın 1.000,00-TL’lık bölümüne dava tarihinden, maddi tazminatın kalanı ile manevi tazminata ise ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Avukatlık ücretine gelince, maddi tazminatın kısmen reddinin, katsayı değişiklikleri sonucu sigorta tahsisleri peşin sermaye değerindeki artışlardan kaynaklanmasına ve davacının dava açılırken bu hususu bilebilmesinin mümkün bulunmamasına göre, maddi tazminatın kısmen reddi nedeniyle davalı yararına avukatlık ücreti verilmemesi, keza manevi tazminatın kısmen reddi nedeniyle davalı yararına takdir olunan avukatlık ücreti isabetlidir.
Ancak davacı yararına avukatlık ücretinin belirlenmesinde hataya düşüldüğü görülmektedir. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/4. Maddesinde “Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından vekalet ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedileceği düzenlenmiştir.
Hal böyle olunca, davacı yararına, hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminatlar üzerinden ayrı ayrı avukatlık ücreti takdir olunmak gerekirken maddi ve manevi tazminatların toplamı üzerinden tek bir avukatlık ücreti tayini suretiyle, davacı yararına avukatlık ücretinin noksan hesaplanması hatalıdır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2011/6047, K. 2011/12597, 6 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama