KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2013/11582 E., 2013/21189 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Kasım 2013
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Karar Metni
1.058 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Davacı, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle 122.027.56.
TL. maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi ve davacılar vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 19/11/2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacılar ... vs. vekili Avukat ... ile karşı taraf vekili ... geldiler.
Başka gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyizin kapsamına ve temyiz nedenlerine göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 02.02.2002 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin manevi zararları ile Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanmayan maddi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacıların maddi ve manevi tazminat kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı ve davalı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Temyizin kapsam ve nedenlerine göre yerel Mahkemenin davacılardan ... ve ...’in maddi tazminat istemlerinin kabulü ile davacı çocuk ... bakımından maddi tazminat isteminin reddine ve davacı ... yararına manevi tazminatın takdirine ilişkin kararı isabetlidir. Davacı eş ve çocuklar ile anne ve baba yararına manevi tazminatın takdirinde ve davacı anne ... ile baba ... yararına maddi tazminat verilmesine ilişkin hüküm ise hatalı olmuştur.
Davacılar murisinin ölümüyle sonuçlanan iş kazasında sigortalının 3/8 davalı işveren ile dava dışı üçüncü kişinin ise toplam olarak 5/8 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Gerek mülga B.K'nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesi hükmüne göre Hakim: ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir. Hakimin manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır.
Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir.
Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı ... yararına hüküm altına alınan 10.000,00-TL ile davacılar ..., ...’den her biri yararına hüküm altına alınan 8.000,00’er TL ve anne ... ile baba ...’den her biri yararına hüküm altına alınan 3.000,00’er TL manevi tazminatın az olduğu açıkça belli olmaktadır.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, manevi tazminatların takdirinde yanılgıya düşülerek ve özellikle manevi tazminatların az takdiri suretiyle yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Davacı anne ... ile baba ... yararına maddi tazminat verilmesine ilişkin karara gelince:
Dava nitelikçe Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu nedenle, haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin Peşin Sermaye değerinin belirlenen tazminattan düşürülmesi gerektiği Yargıtay'ın oturmuş yerleşmiş, görüşlerindendir.
Bu bakımdan, davanın niteliği göz önünde tutularak öncelikle hak sahiplerine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından iş kazası nedeniyle gelir bağlanıp bağlanmadığının araştırılması, gelir bağlanmış ise, bildirilen miktarın, tazminattan düşülmesi, gelir bağlanmamış ise bu yön, hak sahibinin tazminat hakkını doğrudan etkileyeceğinden, hak sahibine; gelir bağlanması için Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuruda bulunması, gerektiğinde dava açması için önel verilmesinde yasal zorunluluk olduğu açıktır.
Başka bir anlatımla, hak sahibi tarafından Kurum aleyhine açılan davada, 506 Sayılı Yasanın 24. Ve 5510 sayılı Yasanın 34. maddesinin öngördüğü koşulların oluşmadığının saptanması durumunda; hak sahibine, gelir bağlanmayacağı giderek, hak sahibinin, destekten yoksun kalma tazminat isteme hakkına sahip olmayacağı açık-seçiktir.
Somut olayda, hak sahibi olarak dava açan anne ve babaya Kurum tarafından gelir bağlanmadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar gelir bağlanması için başvurularının bulunup bulunmadığı belli değilse de davacı ...’in yaşlılık aylığı aldığının anlaşılmasına göre ölen oğlundan dolayı gelir bağlanması yasal olarak mümkün bulunmadığından bu yöndeki araştırma gerekli değildir.
Sigortalının ölüm tarihinde ölenin eşi ve iki çocuğunun bulunduğu ve bunlara gelir bağlandığı dikkate alındığında artan hissenin bulunmadığı giderek olay tarihinde yürürlükteki şekliyle anneye de gelir bağlanması koşullarının bulunmadığı ortadadır.
Ne var ki 01.10.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5510 sayılı yasanın 34/d maddesinde “Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25'i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam %25'i, oranında aylık bağlanacağı” düzenlenmiştir.
Davacı ...’in ev hanımı olduğunun anlaşılmasına ve 5510 sayılı Yasanın yürürlük tarihinde 65 yaşın üzerinde bulunmasına göre diğer koşulların mevcut bulunması halinde gelir bağlanmasının mümkün bulunduğu ortadadır. Hal böyle olunca ölenin desteğinde bulunmadığı belli olduğu halde davacı ... ile eksik araştırma ile davacı ... yararına maddi tazminat karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Yapılacak iş davacı ...’e Kuruma müracaat ederek iş kazası sigorta kolundan ölüm geliri bağlanması için önel vermek ve çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde, davacı ...’in maddi tazminat isteminin reddi gerektiği, davacı anne ... yararına maddi tazminat verilebilmesi açısından yeterli inceleme ve araştırmanın yapılmadığı göz ardı edilerek ve özellikle manevi tazminatların takdirinde yanılgıya düşülerek yazalı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. O halde, davacı ve davalı taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2013/11582, K. 2013/21189, 19 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama