KÜNYE
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi 2012/30197 E., 2013/28828 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Aralık 2013
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
774 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı vekili, müvekkili işçinin iş sözleşmesinin işverence haklı neden olmadan feshedildiğini, işçilik alacaklarının ödenmediğini beyanla, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının kendi isteğiyle işyerinden ayrıldığını, dava konusu alacaklara hak kazanmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, işçiye ödenen aylık ücretin miktarı, davacının fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı ve faiz uygulaması noktalarında toplanmaktadır.
İş sözleşmesinin tarafları, asgari ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 401. maddesine göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücret göz önünde tutularak belirlenir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, davacı işçinin, davalıya ait cep telefonu satışı yapılan işyerinde satış temsilcisi olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Davacı aylık ücretinin net 2.500,00 TL olduğunu iddia etmiş, davalı işveren ise Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirildiği üzere asgari ücret olduğunu savunmuştur. Mahkemece, davacı vekilince dosyaya sunulan, 15.04.2005 tarihli "ilgili makama" hitaben düzenlenen davacının aylık ücretinin net 2.000,00 TL olduğu yönündeki davalı işverenliğin kaşe ve imzasını taşıyan ücret yazısı nazara alınarak davacının fesih tarihi olan 2008 yılı itibariyle net 2.500,00 TL aylık ücret aldığı kabul edilmiştir.
Anılan ücret yazısına karşı davalı vekilince, davacının bankadan yüksek limitli kredi çekilebilmesi için yazının düzenlenerek işçiye verildiği, gerçek ücretini yansıtmadığı savunulmuştur. Gerçekten de, bu tür belgelerin bankalardan kredi kartı veya kredi alabilmek için düzenlendiği, çoğu zaman gerçek ücret miktarını yansıtmadığı uygulamalarda anlaşılan bir gerçek olup, aylık ücret miktarının tespitinde anılan belgelere tek başına itibar edilemez.
Hal böyleyken, mahkemece emsal ücret araştırması yapılmaksızın sonuca gidilmesi hatalı olmuştur. Anılan nedenlerle, işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı, neticeye göre tüm deliller yeniden bir değerlendirmeye tabi tutularak sonuca gidilmelidir.
2-Fazla çalışma yaptığını ve hafta tatili günlerinde çalıştığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Anılan çalışmaların ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları yazılı delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda, tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bununla birlikte, işyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de, anılan çalışmaların olup olmadığı araştırılmalıdır.
Somut olayda, davacının yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuyla, işyerinin özellikleri dikkate alınarak dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, davacının davalıya ait işyerinde haftanın altı günü 09:30-19:00 saatleri arasında, bir saat ara dinlenmeyle çalıştığının kabulü dosya kapsamına uygun düşecektir. Bu çalışma düzenine göre, davacının haftalık altı saat fazla çalışma yaptığı anlaşılmaktadır. Hafta tatili çalışması bakımından ise, dosya kapsamında davacının hafta tatillerinde çalıştığını usulüne uygun şekilde kanıtlar inandırıcı ve yeterli delil bulunmamaktadır.
Anılan nedenlerle, davacının fazla çalışma ücreti alacağı, haftalık altı saat fazla çalışma yaptığı kabul edilerek hesaplanmalı, şimdiki gibi yapılacak hakkaniyet indirimiyle hüküm altına alınmalıdır. Hafta tatili alacağı ise davacı tarafça kanıtlanamadığından reddedilmelidir. Bu yönlerden yerinde olmayan değerlendirmeler içeren bilirkişi raporuna itibarla anılan alacakların yazılı şekilde hükme bağlanması hatalıdır.
3-Kıdem tazminatı haricindeki alacaklarda, ıslahla artırılan miktarlar yönünden ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasına karar verilmiş olması bir diğer hatalı yöndür.
Yukarıda yazılı sebeplerden eksik araştırma ve incelemeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2012/30197, K. 2013/28828, 10 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama