KÜNYE
22. Hukuk Dairesi 2013/37914 E., 2014/726 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Ocak 2014
- Mahkemesi
- Ankara 10. İş Mahkemesi
- Tarihi
- 31/10/2013
- Numarası
- 2013/1520-2013/1160
Karar Metni
379 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ..... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin feshinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının işveren vekili konumunda olup, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağını, kaldı ki taraflar arasında ikâle sözleşmesi bulunduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı işçinin işveren vekili yardımcısı konumunda olup olmadığı ve dolayısıyla iş güvencesi kapsamında bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi için, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları veya işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunmaması gerekir.
İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilleri herşeyden önce, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları olduğuna göre, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile yardımcıları iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacaktır.
Dosya içeriğine ve özellikle iş sözleşmesi ile organizasyon şemasına göre koordinatör olarak çalışan davacının, doğrudan Genel Müdüre bağlı olarak çalıştığı, bu haliyle işveren vekili yardımcısı konumunda olup iş güvencesi kapsamı dışında kaldığı anlaşılmaktadır. Davacının iş bölümünden dolayı sorumluluğunun sınırlandırılmış olması ya da işçi alma ve çıkarma yetkisinin bulunmaması varılan sonucu değiştirmez. Bu sebeple davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2013/37914, K. 2014/726, 22 Ocak 2014 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama