KÜNYE
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi 2013/5689 E., 2013/27745 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Aralık 2013
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
796 kelime·4 dk okuma·2 bölüm
Dava
Taraflar arasındaki, kıdem, ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla mesai, ücret alacağı, çalışılmayan 6 aylık ücret alacağı ve prim alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı sebeplerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 03.12.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti.
Duruşma günü davalı adına Avukat ... geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı vekili davacının, davalıya ait işyerinde 05.04.2001-09.04.2005 tarihleri arasında Marmara Bölgesi Pazarlama Müdürü olarak çalıştığını, ücretinin 500.00 TL olduğunu, aracının kirasının, yemek ücretinin ve toplam satış bedeli üzerinden % 1.5 prim verilmesi ile kullandığı cep telefonunun faturalarının işveren tarafından ödenmesinin kararlaştırıldığını, iş sözleşmesinin işverence haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, ücret alacağı, çalışılmayan 6 aylık ücret alacağı ile % 1.5 prim alacağının faizleriyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, yetki itirazında bulunarak, davalı şirketin Antalya'da kurulu ... bir gıda işletmesi olduğunu, davacının işe başlangıç tarihinin 23.05.2001 olduğunu, hak edilen maaş ve prim alacaklarının iş sözleşmesinin fesih tarihinden itibaren eksiksiz ve zamanında ödendiğini, iş sözleşmesinin haklı sebeplerle feshedildiğini, hak edilmemesine rağmen kıdem tazminatına mahsuben 3.000,00 TL ödeme yapıldığını, son net maaşının da 1.050,00 TL olduğunu belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece davacının, davalıya ait işyerinde 05.04.2001-30.04.2005 tarihleri arasında Marmara Bölge Sorumlusu olarak çalıştığı, iş sözleşmesinin işverence haksız olarak feshedildiği, davacının kıdem ve ihbar tazminatı hak kazandığı, 3.000,00 TL kıdem tazminatına mahsuben ödeme yapıldığı, yıllık izin ücreti alacağı olduğu, ödenmesi gereken prim alacak hakkının ve bir kısım maaş alacağının ödenmediği, fazla mesai ücreti alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı kanuni süresi içinde davalı temyiz etmiştir.
1. Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2. İşçi ücretlerinin ve prim alacağının ödenip ödenmediği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 37. maddesine göre, işçiye ücretinin elden ya da banka kanalıyla ödenmesi durumunda, ücret hesabını gösteren imzalı ve işyerinin özel işaretini taşıyan “ücret hesap pusulası” verilmesi zorunludur.
Uygulamada çoğunlukla “ücret bordrosu” adı altında belgeler düzenlenmekte ve periyodik ödemelerde işçinin imzası alınmaktadır. Banka aracılığı ile yapılan ödemelerde banka kayıtları da ödemeyi gösteren belge niteliğindedir.
Ücretin ödendiğinin ispatı işverene aittir. Bu konuda işçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi yeterli ise de para borcu olan ücretin ödendiğinin şahitle ispatı mümkün değildir.
4857 sayılı Kanun'un 5754 sayılı Kanunla değişik 32. maddesinde, “Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları dikkate alarak işverenleri veya üçüncü kişileri zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının,
brüt ya da kanuni kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken yetkilidir.
Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler” şeklinde kurala yer verilmiştir. Anılan hükme göre, belli şartların varlığı halinde ödemeler işçi adına açılacak banka hesabına yatırılmalıdır.
Somut olayda, 27.12.2004 tarihli para makbuzunda, 1.899.00 TL'nın davacı tarafından maaş+masraflar karşılığı alındığının belirtildiği, makbuzda davacının imzasının bulunduğu, dosyaya sunulan ve davacı tarafından tutulduğu ileri sürülen el yazısıyla yazılmış ajanda fotokopilerinde, davacının bir kısım maaş ve prim alacaklarını yaptığı tahsilatlardan mahsup ettiğinin anlaşıldığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacıya banka aracılığı ile yapılan ödemelerin maaş ve prim karşılığı olarak yapıldığına ilişkin açıklama bulunmadığı,
müşterilerden tahsil edilen alacaklarında şirket giderlerine harcandığı savunmasının aksinin ispatlanamadığı kabul edilerek, davacının ücret ve prim alacağının hesaplandığı, işyeri kayıtları üzerinde yapılan incelemede, davacıya herhangi bir ödeme yapılmadığının tesbit edildiği, mahkemece, bilirkişi raporları doğrultusunda, makbuz ve ajanda fotokopilerinde belirtilen miktarların şirket defter ve kayıtlarında olmadığından kabul edilmediği anlaşılmış olup, ajandada belirtilen bilgilerin davacı tarafından inkar edilmediği ve makbuz hakkında davacının beyanının alınmadığı ortadadır.
Hal böyle olunca, ajanda ve makbuz asılları dosyaya getirtildikten sonra, davacının bu belgeler ile ilgili beyanı tekrar alınarak, davalı şahitlerine bu belgeler ile ilgili beyanları sorularak, gerektiğinde yazı ve imza incelemesi yapıldıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı yorum ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2013/5689, K. 2013/27745, 3 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama