KÜNYE
22. Hukuk Dairesi 2016/31017 E., 2016/26139 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Aralık 2016
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
729 kelime·4 dk okuma
Davacı vekili, davalı Bakanlıkça 28.06.2015 tarihinde müvekkilinin de aralarında bulunduğu 48 işçinin iş sözleşmesinin feshinin bildirildiğini, bu bildirimin yapılmasından sonra davacının 10.08.2015 tarihinde yeniden işe çağırıldığını ancak 09.09.2015 tarihinde yeniden iş sözleşmesinin feshedildiğini belirterek feshin geçersizliği ile davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı bakanlık vekili, davacının sözleşme ile 09.04.2012-31.12.2012 tarihleri arasında temizlik personeli olarak çalışmaya başladığını, söz konusu yardımcı personel hizmeti ihalelerinin belirli süreli yapılan sözleşmeler ile devam ettiğini ve en son sözleşmenin 28.06.2015 tarihinde sona erdiğinden fesih söz konusu olmadığını dolayısıyla davacının iddia ettiği gibi işe iadeyi gerektirecek haksız bir fesih de söz konusu olmadığını,davacının daha sonra 10.08.2015-09.09.2015 başlama bitiş tarihli ikinci sözleşme kapsamında çalıştığını, davacı dahil bu kapsamda çalışanların geçici olarak belirli süreli çalıştırılmak üzere işe alındığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının birinci dönem çalışmasının 28.06.2015 tarihinde son bulduğu, bu tarihteki feshe karşı açılmış herhangi bir dava olmadığı, ikinci dönem çalışmasının ise ilk dönem çalışmasının sonlanmasından 1,5 ay sonra tekrar başlaması nedeniyle ilk dönem çalışmanın devamı kesintisiz çalışma olarak değerlendirilemeyeceği, davacının dava konusu döneme ilişkin çalışmasında iş yerinde en az 6 aylık kıdem şartının gerçekleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında davacının altı aylık kıdeminin bulunup bulunmadığı ve dolayısıyla iş güvencesi hükümleri kapsamına girip girmediği uyuşmazlık konusu olup, kanuni dayanağı 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesidir.
4857 sayılı Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasına göre iş güvencesi hükümleri kapsamına girmek için en az altı aylık kıdeme sahip olmak gerekir. Aynı maddenin dördüncü fıkrasına göre altı aylık süre aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süre birleştirilerek hesaplanır. Sözü edilen maddenin ikinci fıkrasına göre altı aylık kıdemin hesaplanmasında aynı Kanun'un 66. maddesindeki süreler dikkate alınır. Altı aylık kıdem şartını öngören hüküm nispi emredici olduğundan, daha az kıdem şartını öngören sözleşme hükümleri geçerli kabul edilmektedir.
Altı aylık kıdem işçinin fiilen çalışmaya başladığı tarih ile fesih bildiriminin işçiye ulaştığı tarih arasında geçen süreye göre belirlenir.
Somut olayda davacının 10.04.2012 tarihinde işe girdiği ve iş sözleşmesinin yazılı fesih bildirimi olmaksızın 28.06.2015 tarihinde iş sözleşmesinin sona erdirildiği, davacının kısa bir süre sonra 10.08.2015 tarihinde davalı işyerinde yeniden çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar mahkemece ilk dönem çalışmasının 28.06.2015 tarihinde son bulduğu,ikinci dönem çalışmasının ilk dönem çalışmasının sonlanmasından 1.5 ay sonra tekrar başlaması sebebiyle ilk dönem çalışmasının kesintisiz çalışma olarak değerlendirilemiyeceği, dava konusu döneme ilişkin çalışmasında ise altı aylık kıdemi bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de.
Dairemizce altı aylık kıdemin kesintisiz olması gerektiğine ilişkin görüş yeniden değerlendirilerek kanunda bu konuda açıklık bulunmadığı gerekçesiyle kesintili çalışmaların birleştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Somut olayda davacının altı aylık kıdeminin belirlenmesi bakımından önceki dönem kıdeminin de dikkate alınması gerekir.
Hal böyle olunca davacının altı aylık kıdeminin bulunduğu, davalılar arasında kurulan asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanmadığı, asıl işveren-alt işveren ilişkisi kanuna uygun olduğu, iş sözleşmesinin davalı işverence usulüne uygun bir fesih bildirimi yapılmadan geçerli sebep olmaksızın feshedildiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekli iken yazılı şekilde reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2016/31017, K. 2016/26139, 2 Aralık 2016 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama