İçeriğe geç
AC
3. Ceza Dairesi Esas: 2023/6228 Karar: 2023/4921 Tarih: 2023

Yargıtay 3. Ceza Dairesi E.2023/6228 K.2023/4921

3. Ceza Dairesi 2023/6228 E. , 2023/4921 K. "İçtihat Metni" BOZMA ÜZERİNE İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma HÜKÜM : Ret, Beraat TEMYİZ EDENLER : Sanık ... müdafiii ile O yer Cumhuriyet savcısı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İncelenmeksizin iade ve onama 1)Sanıklar Selahattin Ş

Karar Özeti

3. Ceza Dairesi 2023/6228 E. , 2023/4921 K. "İçtihat Metni" BOZMA ÜZERİNE İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma HÜKÜM : Ret, Beraat TEMYİZ EDENLER : Sanık ... müdafiii ile O yer Cumhuriyet savcısı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İncelenmeksizin iade ve onama 1)Sanıklar Selahattin Ş

Karar Detayı

3. Ceza Dairesi 2023/6228 E. , 2023/4921 K. "İçtihat Metni" BOZMA ÜZERİNE İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma HÜKÜM : Ret, Beraat TEMYİZ EDENLER : Sanık ... müdafiii ile O yer Cumhuriyet savcısı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İncelenmeksizin iade ve onama 1)Sanıklar Selahattin Şimşek ve ... bakımından; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 09.06.2020 tarih 2020/17-39 Esas 2020/272 sayılı Kararında bozmanın sirayeti kurumu; "Çok sanıklı dosyalarda, sanıkların her biri birbirlerinden bağımsız olarak kanun yoluna başvurma hakkına sahiptir. Kural olarak sanıklardan birinin verilen karara karşı yaptığı kanun yolu başvurusu, diğer sanıklar hakkında verilen hükümleri kapsamaz. Kanun yoluna başvurulmayan diğer sanıklar hakkında verilen hüküm, kanun yoluna başvurma için öngörülen sürenin sonunda kesinleşir. Bu durum, “davasız yargılama olmaz” ilkesinin bir sonucudur. Ancak temyiz kanun yolu bakımından, gerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda gerekse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, ilgili hükümlerdeki koşullar oluştuğu takdirde, temyiz edenler lehine oluşacak durumdan, temyiz yoluna başvurmayan, süresinden sonra başvuran veya temyize başvurmakla beraber başvurusu kabul edilmeyen sanıkların da yararlanmaları kabul edilmiştir. Buna; bozma kararının "sirayeti”, “genişleme etkisi” ya da “teşmili (yayılma) etkisi” denilmektedir. 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi uyarınca uygulanması gereken “Hükmün bozulmasının diğer maznunlara sirayeti” başlıklı 325 inci maddesi; “Hüküm, cezanın tatbikatında kanuna muhalefet edilmesinden dolayı maznun lehine olarak bozulmuşsa ve bozulan cihetlerin temyiz talebinde bulunamamış olan diğer maznunlara da tatbiki kabil olursa bu maznunlar dahi temyiz talebinde bulunmuşcasına hükmün bozulmasından istifade ederler.” şeklinde, Benzer düzenlemeyi içeren 5271 sayılı CMK'nın “Hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi” başlıklı 306 ıncı maddesi ise “Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanması olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar.” biçiminde düzenlenmiş olup hükmü temyiz etmeyenlerin veya temyiz istemi reddedilenlerin, temyiz edenlerden daha ağır bir ceza ile cezalandırılmaları adaletsizliğini gidermek amacı ile yasaya konmuştur. Bu suretle temyiz edenler lehine oluşacak durumdan, temyiz etmeyenlerin de istifadesi sağlanmış olacaktır. Bozmanın sirayetinde yerel mahkeme hükmü, temyiz etmeyen sanık yönünden bozulmamakta, anılan maddeler uyarınca sanık, bozma kararının sonucundan yararlandırılmaktadır. Hükmü temyiz etmeyen ya da temyiz istemi reddedilen sanık, bozma kararının sonucundan yararlanacağı için, öncelikle bozmaya uyulması ve cezanın uygulanmasında temyiz eden sanık lehine yeni bir karar verilmesi zorunludur. Lehe bozma bu takdirde, hükmü temyiz etmeyen sanığa sirayet ettirilecektir. Bunun sonucu olarak önceki kararda direnilmesi hâlinde, sirayetten söz edilemeyecektir. Aksi takdirde temyiz davası açan sanık için kabul edilmeyen bir bozma nedeninin, kanun yoluna başvurmayan sanık lehine kabulü gibi bir sonuca ulaşılacaktır. Bu sonuç ise temyiz edenin aleyhine, temyiz etmeyenin lehine olup çelişkili bir uygulamaya neden olacağından sirayet müessesesinin amacına aykırıdır. Diğer taraftan temyiz incelemesi sırasında, bozma nedeninin hükmü temyiz etmeyen sanığa sirayet ettirilmesine işaret edilmesi de zorunlu olmayıp lehe bir bozma sebebinin bulunması durumunda mahkemelerce bu hususunun kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış 12.07.1948 tarihli ve 163-121 sayılı, 07.12.1987 tarihli ve 322-588 sayılı, 31.01.2017 tarihli ve 982-29 sayılı ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararları ile önceki hükmü temyiz etmeyen veya temyiz istemi reddedilen, ancak lehe bozmadan 1412 sayılı CMUK'nın 325 inci maddesi uyarınca faydalanan sanığın, bozmadan sonra yeniden kurulan hükmü temyize yetkisi bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğretide de; “Temyiz etmişcesine faydalanma kabul edilmesi, bu kimselerin bozmadan sonra verilecek son kararları da temyiz edebilmelerinin kabul olunması demek değildir.” (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Onsekizinci Bası, s. 1771). denilmek suretiyle uygulamadaki bu görüş benimsenmiştir. Bu aşamada ifade etmek gerekir ki, “silahların eşitliği” ve “adil yargılanma” ilkeleri çerçevesinde sanığın olduğu gibi katılanın da hakkında kurulan lehe ya da aleyhe hükümleri daha yüksek bir mahkemeye inceletme hakkı bulunmakta ise de, 5271 sayılı CMK'nın 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan Bölge Adliye Mahkemesi kararları temyiz edilemez. Bu yasal düzenleme uyarınca ilk derece mahkemesince verilen örneğin, dört yıl hapis cezasının sanık veya katılan tarafından istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırarak sanığın iki yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi hâlinde, katılanın, sanığa daha az ceza verilmesi nedeniyle kanun yollarına başvurmada hukuki yararı olmakla birlikte temyiz kesinlik sınırının altında kalan bu hükmü temyiz etme hakkı bulunmamaktadır. O hâlde, somut olaydaki uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için, katılanın kararı temyiz etmesinde hukuki menfaatinin bulunup bulunmadığı değil, sirayet sonrası kurulan hükmün temyiz edilebilir nitelikte bir hüküm olup olmadığı bağlamında bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Kamu davasının her iki tarafı bakımından yasa yollarına başvurmak olmazsa olmaz bir hak ise de, bunun kurallara ve sürelere tabi olması da, gelişmiş toplum düzeni ve hukuk devletinin bir gereğidir. Burada sanık açısından savunma; katılan açısından ise iddia hakkının kısıtlanmasından değil ilgilinin hukukun işleyiş kuralına riayet etmemesinden bahsedilebilir. İlk hükmü temyiz etmeyen sanık bozmanın sirayeti yoluyla sanki hükmü temyiz etmişcesine kanun yoluna başvurma hakkından bir kez yararlandırılmıştır. Bu kapının ister sanık isterse katılan açısından tekrar açılması usul hukukunun denetlenebilirlik ve öngörülebilirlik; maddi ceza hukukunun ise hukuki kesinlik ilkeleri ile bağdaşmaz. Asıl bu durum sanıklara ilanihaye hak sağlayacağı için suçun mağdurlarının daha fazla mağdur olmasının yolu açılmış olur. Son olarak; kanun yoluna başvurmayan sanık hakkında kurulan hükmün de bozulacağını ve yeniden kurulan hükmün temyiz kanun yoluna açık olacağını düzenleme imkânı bulunan kanun koyucunun bilinçli bir tercih göstererek bu yönde bir düzenlemeye yer vermeyip hükmü temyiz etmeyenler veya temyiz istemi reddedilenler bakımından ceza adaletini sağlamak amacıyla aleyhe olan kesin hükmün netice doğurmasını ortadan kaldırmak için sirayet kurumunu düzenlemesi, nitekim, lehe olan bozma nedeninin sirayet ettirilmesinde, yerel mahkeme hükmünün, temyize gelmemesi nedeniyle hakkında verilen hüküm kesinleşen sanık yönünden bozulmayıp, sanığın bozma kararının sonucundan yararlandırılması hususları ile, Ceza Genel Kurulunun 12.07.1948 tarihli ve 163-121 sayılı lehe bozmadan faydalanan sanığın, bozmadan sonra yeniden kurulan hükmü temyize yetkisi bulunmadığına ilişkin yerleşik içtihadına karşın katılana hükmü temyiz etme hakkı tanınmasının, “Bir hükmün sanık tarafından temyiz edilemez, ancak katılan tarafından temyiz edilebilir.” sonucunu ortaya çıkaracağı, bu durumun da adil ve eşit yargılanma ilkesine aykırılık meydana getireceği gibi sirayet kurumunun amacına da uygun düşmeyeceği gözden uzak tutulmamalıdır." şeklinde tartışılmıştır. Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; Yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda sanıklar Selahattin Şimşek ve ... bakımından yargılama konusu silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin, 09.03.2020 tarihli ve 2018/6640 Esas, 2020/2021 Karar sayılı bozma kararı sonrası bozmanın sirayeti kurumundan faydalanarak verilen beraat kararınına karşı o yer Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükümleri temyize hak ve yetkisinin olmadığı belirlenmiştir. 2)Sanıklar ..., ..., ..., ... bakımından; Bozma üzerine kurulan hükmün; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin, 09.03.2020 tarihli ve 2018/6640 Esas, 2020/2021 Karar sayılı bozma kararı üzerine; 1.Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.05.2022 tarihli ve 2020/207 Esas, 2022/179 sayılı Kararı ile sanıklar ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Kanunun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası e bendi uyarınca beraatine, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Kanunun 223 üncü maddesinin yedinci fıkrası uyarınca davanın reddine karar verilmiştir. 2.Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 23.11.2022 tarihli ve incelenmeksizin iade ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ O yer Cumhuriyet savcısnın temyiz istemi özetle; Sanıkların silahlı terör örgülüne üye oldukları halde sanık ... hakkında davanın reddi, diğer sanıklar hakkında beraat kararı verilmesine ilişkindir. Sanık ... müdafiinin temyiz istemi özetle; Sanığın beraatine karar verilmek üzere Yerel Mahkemeye gönderilmesine; Aksi halde AAÜT'ne göre sanık lehine vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İlk Derece Mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., Selahattin Şimşek, ... bakımından yüklenen suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığının kabulü ile sanıkların beraatine, sanık ... bakımından aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava bulunması gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Yapılan yargılama sonunda yüklenen suçun yüklenen suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğu anlaşılmakla; Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü temyiz sebepleri ve sair hususlar yerinde görülmemiş; ayrıca sanık ... yönünden yapılan yargılamaya, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafinin sanığın beraatine karar verilmesine ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazları ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununun “Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması” başlıklı 168/3 üncü maddesi ile bu maddeye uygun olarak düzenlenen Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ceza davalarında ücret başlıklı 14 üncü maddesinin 4 üncü fıkrasının “Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir” şeklindeki düzenlemesi birlikte değerlendirildiğinde; CMK'nın 223/7 nci maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmesi halinde vekalet ücretine hükmolunacağına dair bir düzenleme bulunmadığı da dikkate alınarak, sanık müdafiinin vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ve sair temyiz itirazları yerinde görülmemekle sanıklar hakkında kurulan hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR A. Selahattin Şimşek ve ... Hakkında O Yer Cumhuriyet savcısının Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçu Yönünden Kurulan Hükümlere Yönelik Temyiz İstemi Bakımından; Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenle O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B.Sanıklar ..., ..., ..., ... Hakkında O yer Cumhuriyet Savcısı ile Sanık ... Müdafiinın Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçu Yönünden Kurulan Hükümlere Yönelik Temyiz İstemi Bakımından; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.05.2022 tarihli ve 2020/207 Esas, 2022/179 sayılı Kararında sanık ... müdafii ile O yer Cumhuriyet savcısınca öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMELERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesi uyarınca Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.06.2023 tarihinde karar verildi. ... ... ... ... ...

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla