KÜNYE
4. Ceza Dairesi 2009/21662 E., 2010/805 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Ocak 2010
- Mahkemesi
- Asliye Ceza Mahkemesi
- Suç(lar)
- Görevi direnme, hakaret
- Hüküm(ler)
- Hükümlülük
- Tebliğnamedeki istek
- Onama
Karar Metni
497 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede ;
Yargılama ve olayın kanıtlanmasına ilişkin gerekçe: Sanığa yükletilen görevliye direnme ve hakaret eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanık tarafından işlendiğinin Yasaya uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı;
Hukuksal tanı: Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Yasada öngörülen suç tiplerine uyduğu,
Yaptırım: Cezaların yasal bağlamda uygulandığı,
Görevliye direnme ve hakaret suçlarının birden fazla görevliye karşı işlenmesine karşın, sanık hakkında TCY.nın 43.maddesi uygulanmamış ise de, karşı temyiz olmadığından bozma yapılamayacağı,
Anlaşıldığından sanık ...'ün ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, 27.01.2010 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Görevi yaptırmamak için direnme suçlarını cezalandırmada gözetilen öncelikli yarar; idarenin işleyişinin, güvenliğinin ve saygınlığının korunmasıdır.
Devlete karşı işlenen suçlarda suç çokluğunu belirleyen unsur mağdurların sayısı değil, eylemin sayısıdır. Fail idare adına yerine getirilmesi istenilen bir görevi engellemek amacıyla eylemini icra ettiğinden (ve kastının buna yönelik olması nedeniyle) aynı eylemi oluşturan hareket sayısının fazla olması suçun birden fazla işlendiği anlamına gelmez. Yasa koyucu eğer bu suçun kamu görevlisinin kişiliğine yönelik bir suç oluşturduğu düşüncesinde olsaydı yaralama ve tehdit suçlarının nitelikli bir şekli olarak “Kişilere karşı işlenen suçlar” içerisinde düzenleme yoluna gidebilirdi. Bu suçlarda kamu görevlisi sadece görev icra eden bir süje olarak suçun konusunu oluşturmaktadır.
Maddede yazılı suçun Türk Ceza Kanununda düzenlendiği 4.kısım, 1.bölüm başlığında yer verilen ifadeler de bu suçun asıl mağdurunun kamu görevlilerinden ziyade kamu idaresi ve dolayısı ile devlet olduğunu göstermektedir.
265. Maddenin 2, 3 ve 4.fıkralarında çeşitli ağırlaştırıcı sebeplere yer verdiği ve 3.fıkrada direnmenin birden fazla kişi tarafından işlenmesini ağırlaştırıcı hal saydığı halde, mağdur sayısının çokluğunu ağırlaştırıcı bir unsur olarak düzenlememiştir.
Bu suçlarda zincirleme suç (Md-43) hükümlerinin uygulanabileceğinin kabulü 5237 Sayılı TCK.nun 7/1.maddesindeki “kanun’un suç saymadığı bir fiilden dolayı kimseye ceza verilmez” ve gene 2/3.maddesindeki “suç ve ceza içeren hükümler kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlanamaz” yolundaki buyurucu hükümlerine de aykırılık oluşturacaktır.
5237 Sayılı yeni TCK- 265/1 maddesinde direnme suçlarıyla ilgili olarak hürriyeti bağlayıcı ceza 765 Sayılı TCK- 258/1 maddesinde yazılı cezadan üst haddi itibarıyla daha fazladır. (6 ay-2 yıl; 6 ay-3 yıl) Buna rağmen eğer kamu görevlilerinin çokluğu halinde verilen cezanın yetersiz kaldığı gibi bir düşünceden hareketle 43. maddenin uygulanması gerektiği düşüncesi hakim ise, bunun temel cezanın belirlenmesinde TCK-61 maddesi hükmü dikkate alınarak rahatlıkla doldurulabilmesi olanaklı ve hakkaniyete daha uygun olacaktır.
Son olarak, gerek 765 Sayılı Yasanın yürürlük dönemi boyunca ve gerekse 5237 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden bugüne kadar Dairemizin yerleşik uygulamalarının hep bu yönde olmuştur.
Yukarıda belirtilen nedenlerle sanık hakkında TCK'nın 43.maddesinin uygulanması gerektiği yolundaki eleştiriye katılmıyorum.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2009/21662, K. 2010/805, 27 Ocak 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama