KÜNYE
4. Ceza Dairesi 2009/22203 E., 2010/768 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Ocak 2010
- Mahkemesi
- Sulh Ceza Mahkemesi
- Suç(lar)
- Görevliye hakaret, tehdit
- Hüküm(ler)
- Hükümlülük
- Tebliğnamedeki istek
- Onama, bozma
Karar Metni
548 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede ;
1- Yargılama ve olayın kanıtlanmasına ilişkin gerekçe: Sanığa yükletilen görevliye hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Yasaya uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı;
Hukuksal tanı: Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Yasada öngörülen suç tipine uyduğu,
Yaptırım: Cezanın yasal bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından sanık ...'ın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA,
2- Öbür suçlara ilişkin hükümlere yönelik temyiz istemine gelince,
Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanığın görevlilere tehdit ve yaralama eylemlerinin bir bütün halinde görevi engellemeye yönelik olduğu ve 5237 sayılı TCY.nın 265/1, 43/2.madde ve fıkralarının uygulanmasını gerektirdiği gözetilmeden, yazılı biçimde hükümler kurulması,
Yasaya aykırı ve sanık ...'ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 27.01.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY
Görevi yaptırmamak için direnme suçlarını cezalandırmada gözetilen öncelikli yarar; idarenin işleyişinin, güvenliğinin ve saygınlığının korunmasıdır.
Devlete karşı işlenen suçlarda suç çokluğunu belirleyen unsur mağdurların sayısı değil, eylemin sayısıdır. Fail idare adına yerine getirilmesi istenilen bir görevi engellemek amacıyla eylemini icra ettiğinden (ve kastının buna yönelik olması nedeniyle) aynı eylemi oluşturan hareket sayısının fazla olması suçun birden fazla işlendiği anlamına gelmez. Yasa koyucu eğer bu suçun kamu görevlisinin kişiliğine yönelik bir suç oluşturduğu düşüncesinde olsaydı yaralama ve tehdit suçlarının nitelikli bir şekli olarak “Kişilere karşı işlenen suçlar” içerisinde düzenleme yoluna gidebilirdi. Bu suçlarda kamu görevlisi sadece görev icra eden bir süje olarak suçun konusunu oluşturmaktadır.
Maddede yazılı suçun Türk Ceza Kanununda düzenlendiği 4.kısım, 1.bölüm başlığında yer verilen ifadeler de bu suçun asıl mağdurunun kamu görevlilerinden ziyade kamu idaresi ve dolayısı ile devlet olduğunu göstermektedir.
265. Maddenin 2, 3 ve 4.fıkralarında çeşitli ağırlaştırıcı sebeplere yer verdiği ve 3.fıkrada direnmenin birden fazla kişi tarafından işlenmesini ağırlaştırıcı hal saydığı halde, mağdur sayısının çokluğunu ağırlaştırıcı bir unsur olarak düzenlememiştir.
Bu suçlarda zincirleme suç (Md-43) hükümlerinin uygulanabileceğinin kabulü 5237 Sayılı TCK.nun 7/1.maddesindeki “kanun’un suç saymadığı bir fiilden dolayı kimseye ceza verilmez” ve gene 2/3.maddesindeki “suç ve ceza içeren hükümler kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlanamaz” yolundaki buyurucu hükümlerine de aykırılık oluşturacaktır.
5237 Sayılı yeni TCK- 265/1 maddesinde direnme suçlarıyla ilgili olarak hürriyeti bağlayıcı ceza 765 Sayılı TCK- 258/1 maddesinde yazılı cezadan üst haddi itibarıyla daha fazladır. (6 ay-2 yıl; 6 ay-3 yıl) Buna rağmen eğer kamu görevlilerinin çokluğu halinde verilen cezanın yetersiz kaldığı gibi bir düşünceden hareketle 43. maddenin uygulanması gerektiği düşüncesi hakim ise, bunun temel cezanın belirlenmesinde TCK-61 maddesi hükmü dikkate alınarak rahatlıkla doldurulabilmesi olanaklı ve hakkaniyete daha uygun olacaktır.
Son olarak, gerek 765 Sayılı Yasanın yürürlük dönemi boyunca ve gerekse 5237 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden bugüne kadar Dairemizin yerleşik uygulamalarının hep bu yönde olmuştur.
Yukarıda belirtilen nedenlerle sanığın görevi yaptırmamak için direnme suçunda hakkında TCK'nın 43.maddesinin de uygulanması gerektiği yolundaki görüşe katılmıyorum.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2009/22203, K. 2010/768, 27 Ocak 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama