KÜNYE
4. Ceza Dairesi 2011/15190 E., 2011/17411 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Ekim 2011
Karar Metni
507 kelime·3 dk okuma
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 289/1-son. cümle, 52. maddeleri uyarınca 1 ay 15 gün hapis ve 40 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, sanığın hapis cezasının aynı Kanunun 51/1. maddesi gereğince ertelenmesine dair Samsun 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 04/05/2010 tarihli ve 2009/521 esas, 2010/ 394 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 16.06.2011 gün ve 34591 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.06.2011 gün ve 2011/237609 sayılı istem yazısıyla dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında " Yargıtay 4.Ceza Dairesinin 22/12/2009 tarih ve 2008/7470 esas, 2009/21076 karar, 26/01/2010 tarih ve 2008/6720 esas, 2010/777 sayılı kararlarında belirtildiği üzere, "...vedia sözleşmesinin bir türü olan yedieminlik kurumunun yediemine yüklediği muhafaza ve iade görevinin yalnızca kendisine teslim edilen yerde saklama ve iade etme yükümlülüğü yüklediği, hacizli malı satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı...", somut olayda sanığın savunmalarında hacizli malları satış yerine götürmediğini açıklaması karşısında, hacizli malı satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadı cihetle, kanuni unsurları oluşmayan suçtan dolayı beraat kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde, isabet görülmemiştir" denilmektedir.
Gereği görüşüldü:
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu, fail açısından yapılan sınıflandırmaya göre özgü bir suçtur. Bu suç ancak yasal düzenlemede belirtilen hukuki ve fiili nitelikleri taşıyan kişiler tarafından işlenebilir. Özgü suçların failleri belirli bir yükümlülük altında bulunmaktadır. Bu nedenle özgü suçlar doktrinde yükümlülük suçları olarak da adlandırılmaktadır.
5237 sayılı T.C.Y.'nm 289. maddesinde düzenlenen muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun faili, kendisine rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş malın resmen teslim edildiği kişidir. Hukuk uygulamasında bu kişiler yediemin olarak anılmaktadır. Yedieminin, suçun yapısı ve görevlendirilmesinin dayanağını oluşturan ilgili yasalardan kaynaklanan bazı yükümlülükleri vardır.
İcra ve İflas Yasası hükümleri uyarınca yürütülen takipler nedeniyle gerçekleştirilen haciz işlemi sırasında yediemin olarak görevlendirilen kişinin, İ.İ.Y.'nın 88. ve 358. ile halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Yasasının 468. maddeleri içeriğinden saptanan yükümlülükleri şunlardır: l)Kendisine resmen teslim edilen malı/malları saklamak, korumak ve olduğu gibi (aynen) bırakmak.
2)Resmen teslim işlemini gerçekleştiren yetkili organ istediğinde hacizli malı kendisine teslim edilen yerde geri vermek veya hazır etmek. Belirtilen yükümlülükler aynı zamanda T.C.Y.'nın 289. maddesinde öngörülen teslim amacım oluşturmaktadır.
Bu açıklamalar karşısında, yediemin sanıktan hacizli malı icra dairesi tarafından belirlenen satış yerine götürmesinin beklenmesi ve satış yerine götürmeme biçimindeki ihmali davranışın teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir.
İncelenen dosyada yer alan iddianameye göre sanık hakkında icra takibi sırasında haczedilip kendisine yediemin olarak teslim edilen hacizli malı yapılan tebligata karşın satış yerine getirmeyerek muhafaza görevini kötüye kullandığı iddiasıyla kamu davası açıldığı ve mahkemenin yedieminin yasal yükümlülüklerini irdelemeden, hacizli malı satış yerine götürmeme eylemini suçun oluşumu için yeterli olarak değerlendirdiği görülmektedir. Yukarıdaki paragrafta belirtilen açıklamaya göre, somut olayda suçun maddi unsurunun oluşmadığı ve mahkemece kurulan mahkumiyet hükmünün hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2011/15190, K. 2011/17411, 12 Ekim 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama