Karar Özeti
4. Ceza Dairesi 2026/2487 E. , 2026/6477 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1125 E., 2022/838 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkumiyet İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama İTİRAZA KONU KARAR: Bozma İTİRAZ EDEN: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Dairemizin 16.12.2025 tarihli ve
Karar Detayı
4. Ceza Dairesi 2026/2487 E. , 2026/6477 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1125 E., 2022/838 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkumiyet İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama İTİRAZA KONU KARAR: Bozma İTİRAZ EDEN: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Dairemizin 16.12.2025 tarihli ve 2023/10553 Esas, 2025/20802 Karar sayılı ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 21.02.2026 tarihli ve 4 - 2022/115582 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Kanun'un 308/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 4 - 2022/115582 sayılı yazısıyla; "İtiraza konu uyuşmazlık, atılı suçun unsurlarının oluşup oluşmadığına ilişkindir. "Sanık ... hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 13/01/2020 tarih ve 2020/2598 esas sayılı iddianamesi ile Cumhurbaşkanına Hakaret suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, İstanbul Anadolu 51. Asliye Ceza Mahkemesinin 02/03/2021 tarih ve 2020/ 50... /210 Karar sayılı kararı ile cezalandırılmasına ilişkin hüküm kurulduğu, sanığın istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 21/06/2022 tarih ve 2021/11 25... /838 Karar sayılı hükmü ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, sanığın temyizi ile yapılan inceleme sonucu Yüksek Dairenizin itiraza konu 16/12/2025 tarih ve 2023/105 53... /20802 Karar sayılı ilamı ile mahkumiyet hükmünün "sanığın eyleminin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, suça konu paylaşımlarının bütünü gözetildiğinde siyasi ağır eleştiri niteliğinde olduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı" gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Ancak; 5237 sayılı TCK’nın 299/1. maddesinde “(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) (Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./35.mad) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır. (3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.” hükmüne yer verilmiştir. Maddedeki suçun maddi unsuru, “hakaret” teşkil edecek herhangi bir harekettir. Söz konusu hareketler söz, yazı, resim, işaret veya benzeri vasıtalarla gerçekleştirebilir, ancak; hakaret ve sövme içeren bu eylemlerin Cumhurbaşkanına matufiyeti şarttır. Maddedeki hakaret terimleri 5237 sayılı TCY’nın 125. maddesine göre belirlenecektir. Bu suçla Cumhurbaşkanlığının fonksiyonları değil Cumhurbaşkanının şeref varlığı korunmaktadır. Genel hakaret ve sövme suçlarında olduğu gibi Cumhurbaşkanına hakaret suçunun oluşması için de; onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun sahip olduğu düşünce ve duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal edici olduğu, toplumda hâkim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunu tayinde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. (Erman S.Hakaret ve Sövme Suçları, S.80 vd.) Sanığın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanına yönelik olarak, 30/05/2015 tarihinde Cumhurbaşkanı ...'ın fotoğrafının bulunduğu, üzerinde '....'' yazılı görselin altınyazılı görselin altına ''...' şeklinde yazdığı yorumun, müştekinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olup hakaret suçunu oluşturacağından, kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın onanmasına karar verilmesi yerine bozulmasına karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır. SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. İtirazımızın KABULÜ ile, 2. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16/12/2025 tarih ve 2023/105 53... /20802 Karar sayılı mahkumiyet hükmünün BOZULMASINA ilişkin kararının KALDIRILMASI, 3. İstanbul Anadolu 51. Asliye Ceza Mahkemesinin 02/03/2021 tarih ve 2020/ 50... /210 karar sayılı mahkumiyet hükmüne yönelik İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 21/06/2022 tarih ve 2021/11 25... /838 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının ONANMASI, 4. İtirazımız yerinde görülmediği takdirde, 5271 sayılı Kanun’un 308/3. maddesi uyarınca bir karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi," şeklindeki talep ve gerekçeyle itirazda bulunulmuştur. II. GEREKÇE Tüm dosya kapsamıyla sanığa atılı suçun unsurlarının oluşmadığından bahisle beraatine karar verilmesine ilişkin Dairemizin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirlenerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 'nın itirazının reddine karar verilmiştir. III. KARAR 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İTİRAZININ oy çokluğuyla REDDİNE, 2. 5271 sayılı Kanun'un 308/3. maddesi uyarınca Yargıtay 4. Ceza Dairesinin, 16.12.2025 tarihli ve 2023/10553 Esas, 2025/20802 Karar sayılı bozma kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.04.2026 tarihinde karar verildi. (Muhalif ) KARŞI OY Yerel Mahkemece sanığın 30.05.2015 tarihli paylaşımında Cumhurbaşkanı ...'ın fotoğrafının bulunduğu görselin altına "Malll" şeklinde yorum yazmak suretiyle Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediği kabul edilerek cezalandırılmasına karar verilmiş, kurulan hükme yönelik istinaf başvurusu, Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmiştir. Sanık müdafisinin atılı suçu işlemediğini ve unsurlarının oluşmadığını ileri sürerek süresinde hükmü etmesi etmesi üzerine Dairemizce değerlendirilmiş; sayın çoğunluk tarafından özetle "Sanığın eyleminin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, siyasi ağır eleştiri niteliğinde olduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı" gerekçesiyle mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu bozma kararına karşı itiraz yoluna başvurmuştur. Kanaatimizce sanığın eylemi Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturduğundan anılan bozma nedenleri yerinde değildir ve itirazın kabulüyle hükmün onanması gerekirdi. Şöyle ki; Dosya içeriğine göre sanığın Cumhurbaşkanın fotoğrafının bulunduğu görselin altına " ..." şeklinde yorum yazdığı oluşa uygun olarak kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanına hakaret suçu TCK'nın 299.maddesinde düzenlenmiş, ancak hakaretin tanımı 125.maddesinde yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret; bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını saldırmak olarak tanımlanmıştır. Yargıtay uygulamalarına göre bir eylemin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişmektedir. Kişilere yönelik yönelik ağır eleştiri ve veya rahatsız edici sözlerin hakret suçu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Söz ve diğer davranışların hakaret suçunu oluşturabilmesi için açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Anayasa’nın Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar... Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir… Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünü, Anayasa’nın 13. Maddesi ise; "Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir. Anılan düzenlemelere, öğreti ve yargısal uygulamalara göre ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici yada endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu özgürlük, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesiyle olanaklıdır, demokrasinin işleyişi içinde yaşamsal önemdedir. Bu düzenlemelere nazaran Devletin düşünce açıklamasını yaptırıma tabi tutmama gibi negatif, etkili şekilde korum gibi de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişimi için ana temeli oluşturmaktadır. İfade özgürlüğünü sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için ise amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Ancak her hak gibi bu hak da sınırsız değildir. Bireylerin şeref ve itibarı, özel ve aile hayatı Anayasanını 17.madesiyle korunan manevi varlık kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek zorundadır. Yasalarımıza göre bu eylemler ceza hukukunda hakaret suçu olarak düzenlenmiş, özel hukukta ise tazminatı gerektiren haksız fiil sayılmıştır Yasal düzenlemelere ve Ceza Genel Kurulunun karalarına göre, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Yine Anayasa Mahkemesi karalarında ifade özgürlüğünün meşru bir amaç için, yasayla, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak (bunun için zorlayıcı sosyal ihtiyaç gerekir), ölçülü olacak ve özüne dokunmayacak şekilde ( ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman ve sınırlama sebeplerinin niteliğine bakılarak bu kriter test edilmektedir) sınırlandırılabileceği ifade edilmektedir. Bozma kararında yer verilen siyasi eleştiri hakkı ifade özgürlüğünün önemli bin unsurudur. Yasal düzenlemeye ve Yargıtay uygulamalarına göre her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunludur. Ancak demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Bu nedenle eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu olduğu için hakaret suçuna vücut vermez ise de, eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadelerin kullanılmaması, düşünceyi açıklama ve eleştiri sınırları içinde kalınması gerekmektedir. Burada ifade özgürülüğü ve bireyin şeref ve itibarının korunması çatışmakta, Devletin bunlar arasında denge kurması gerekmektedir. Bu dengeleme yapılırken şu nokta çok önemlidir. Şöhret ve itibarı korunan kişi siyasetçi, kamu gücü kullanan veya topluma mal olmuş kişi ise bu koruma daha esnek olacak, sade vatandaş ise üst düzeyde yapılacaktır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Türk Dil Kurumu'nun Güncel Türkçe Sözlüğüne göre "Mal" kelimesi taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü anlamına gelmesi yanında "Büyükbaş hayvan" ve " Bayağı, aşağılık, kötü kimse" anlamlarına da gelmektedir. Söylendiği yere ve duruma göre sanığın bu sözü ikinci anlamında, yanı büyükbaş hayvan ve/veya bayağı, aşağılık ve kötü kimse anlamında kullandığı anlaşılmaktadır. Söylenen sözün bu içeriği dikkate alındığından eleştiri veya kaba söz olarak kabulü mümkün değildir. Yargılamaya konu sözün içeriği, söylendiği yer, zaman ve söylenme nedeni dikkate alındığında görüş açıklamamsı niteliğinde sayılamayacağı, eylem gerçekleştirilirken eleştiri konusuna yer verilmediği, açıklanan bir düşüncenin olmadığı, doğrudan saygınlığına zarar verme amacıyla söylendiği, dolayısıyla eylem sonucu katılanın onur, şeref ve saygınlığı rencide edilerek Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurlarıyla oluştuğu kanaatine vardığımızdan, sayın çoğunluğun hükmün bozulması ve itirazın reddi yönündeki düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır. Muhalif Üye ...