KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2009/10250 E., 2010/5859 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
299 kelime·1 dk okuma
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve diğeri aleyhine 15/11/2005 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 19/03/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı ... vekili, davalı ... vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Davalılardan ...’ın temyizi yönünden; dava, trafik kazası nedeniyle yaralanmadan dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalılar tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, 18.09.2006 günlü dilekçe ile davalılardan ... hakkındaki davasını geleceğe bıraktığını (atiye terk ettiğini) belirtmiş, 21.09.2006 günlü oturumda da bu isteğini yinelemiştir. Davacının, adı geçen davalı hakkındaki davasını yenileme dilekçesi vermek suretiyle yenilemediği anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, davalılardan ... hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
2-Diğer davalı ...’nın temyiz itirazına gelince; davacı, ...'na ait araç sürücüsünün tam kusuruna dayanarak tazminat isteminde bulunmuş, yerel mahkemece benimsenen ve davacı tarafından karşı çıkılmayan bilirkişi raporunda, ...'na ait araç sürücüsünün birinci derecede, diğer davalı sürücü ...’ın ise ikinci derecede kusurlu olduğu belirtilmiş; ancak, kusur oranları gösterilmemiştir. Bu durumda, aynı bilirkişilerden ek rapor alınarak, davalı ...'na ait araç sürücüsü ile diğer aracın sürücüsü ...’ın kusur oranı belirlenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilmeyerek, yazılı biçimde karar verilmiş olması doğru olmadığından karar bu nedenle de bozulmalıdır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/10250, K. 2010/5859, 12 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama