KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2009/14537 E., 2010/11584 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Kasım 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
644 kelime·3 dk okuma
Davacı ... vekili Avukat ... Kara tarafından, davalı ... ve diğerleri aleyhine 21/03/2007 gününde verilen dilekçe ile yayın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin reddine ilişkin 22/11/2007 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, 09.03.2007 günü ...adlı radyoda yayınlanan “... ...” adındaki programda kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmalarını istemiştir.
Davalılar ise, programda davacının kişilik haklarına saldırı oluşturacak nitelikteki sözlere yer verilmediğini ileri sürerek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece, yapılan eleştirilere davacının konumu gereği katlanmak zorunda olduğu gerekçesi ile istem reddedilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır.
Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir.
Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.
Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu yayına telefonla bağlanan bir dinleyicinin “…valla bence herhalde ihale edilmeden önce paralar paylaştırıldı, geri alınamıyor... yani evet muhakkak en az %15, % 20 si paylaşılmıştır…” biçimindeki sözlerine karşılık davalı sunucunun “…ha tabi işte onu keşke ihaleden sonra yapsalardı, çok kötü bir alışkanlık o biliyor musun…” biçiminde yanıt vererek konuşmasını “…yani bu para da az para değil, 187 milyon Euro'dan bahsediyoruz… yani ... için ne olursa 360 trilyon para, bu para hani bir dinleyicimiz mesaj atmış yani orta ölçekli bir şehrin metrosu demek neredeyse onun ulaşım sistemini komple yenilemek demek, tabi canım ya,
ben hesapladım 18 milyon Euro'ya kaç tane ... Muhallebicisi açılıyor biliyor musun aslında beyefendinin söylediği doğru biraz daha birikirse bir siyasi parti sermayesi olacak az kaldı. Biz ...'ı siyasette görmek istiyoruz. Ama ...'de değil artık bu kadar ihaleden sonra kendi partisini kurar herhalde. Artık ihalelerden % 10 değil, % 25 alınıyormuş öyle mi. Eskiden % 10'du. Hatta % 10 abi falan vardı. % 10 bey falan diyorlardı.” biçiminde sürdürdüğü anlaşılmaktadır.
Yayının içeriği ve yukarıda açıklanan ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, yayında eleştiri sınırı aşılarak kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu sonucuna varılıp davacı yararına uygun bir tutarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, yerinde olmayan gerekçeyle, istemin tümden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/14537, K. 2010/11584, 8 Kasım 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama