KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2009/14607 E., 2010/854 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
975 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Davacı ... ve diğerleri vekili Avukat ... tarafından, davalı ...Ş ve diğeri aleyhine 16/07/2007 gününde verilen dilekçe ile Muarazanın Men'i ve kal istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 16/06/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacılar, konutlarına çok yakın yerdeki komşu bina üzerine davalı ... AŞ tarafından kurulan ... baz istasyonunun, çevre ve insan sağlığı açısından tehlike yarattığını ileri sürerek baz istasyonunun kaldırılmasını istemişlerdir.
Davalı ise, iddianın kanıtlanması gerektiğini, iddia edilen zararın gerçekleşmediğini, geniş bir halk kitlesine kamu hizmeti sunulduğunu, ilgili yönetmelikte belirtilen kurallara uygun olarak kurulup işletilen baz istasyonunun radyasyon yaymadığını ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece keşif yapılarak, istasyonunun konumu ve davacılara ait binaya uzaklığının belirlenmesine ilişkin rapor alınıp istem reddedilmiş; karar, davacılar tarafından temyiz olunmuştur.
Uyuşmazlık son yıllarda kullanılan cep telefonlarındaki haberleşmeyi sağlayan ve baz istasyonları olarak isimlendirilen tesisin kullanılması sonucu bir zararın doğup doğmadığı ve doğmuşsa bu zararın hangi durumlarda söz konusu olabileceği ve yine giderilmesi konusunda ne gibi önlemlerin alınması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Dava konusu olan tesisin cep telefonlarının kullanımı için zorunlu olduğu ve bu tesisin geniş bir kitleyi ilgilendirmesi nedeniyle de kamuya hizmet vermeyi amaçladığı tartışmasızdır. Ne var ki, bu hizmetin verilmesi ve tesisin kullanılması sonucu hukuk kurallarının bir gereği olarak doğan zararlardan da tesis sahibi sorumludur. Hatta bu sorumluluk kusura dayanmayan, tehlike sorumluluğu olarak da kabul edilmek gerekir.
Bu özelliği nedeniyle tesisi kullanan ve onu işletenin yüksek özen yükümlülüğü bulunmaktadır. Aksi halde en küçük bir özensizliğin maddi değerlerle ölçülemeyecek kadar ağır sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Bunun için zarar görenin zararını değil, tesis ve işletme sahibinin, tesisin işletilmesinden dolayı kişilere, bu bağlamda çevreye bir zarar vermediğinin ve herhangi bir olumsuz sonuç yaratmadığının kanıtlanması gerekir.
Bu sonuç genel sorumluluk kurallarının aksine, davalı tarafın işletmesinin ağır tehlike doğuracak özelliğinden kaynaklanmaktadır.
2009/14607-2010/854
Somut olayda dava konusu edilen istasyonun ile davacının oturduğu katın konumunun incelenmesi; bu bağlamda, Tesisin kurulma amacına uygun olarak işletilmesi durumunda kişi ve çevreye zarar verip vermeyeceğinin belirlenmesi gerekir. Bilirkişiler tarafından yapılan incelemede izin belgesinde belirtilen değerlerin yönetmelikte belirtilen değerlere uygun olduğu, hatta yönetmelikteki değerlerin de altında bulunduğu belirtilmiştir.
Ne var ki, yapılan bu belirlemelerle bir zararın olmayacağı kabul edilemez. Yönetmelik ve bu yönetmelikteki ölçülere göre verilen izin belgesi, soyut bir belirlemeyi içermektedir. Bu bağlamda, o anda, o yerde ve belirtilen güçte kurulacak istasyonun değerlerini belirtmektedir. Gerçekten, izin belgesinde (sertifikada) bu nitelikleri içermekte olup kurulan istasyonun çevresindeki binaları ve giderek konumunu belirtmemektedir.
Bu da izin belgesindeki ölçülerin tüm bilimsel verilere uygun olduğu ve zarar doğurmayacağı anlamına gelmez. Kaldı ki, hukuk kurallarındaki yasal düzenlemelere göre yönetmelik ve yönetmeliğe uygun bir işlem yapılsa bile, buna karşın çevreye verilen zarardan, eylemde bulunanın sorumlu olmayacağı sonucu doğmaz. Ayrıca yargıç, uyuşmazlığın çözümünde yönetmeliğe değil yasaya, genel hukuk kurallarına ve bu bağlamda sorumluluk hukukunun temel ilkelerine göre karar vermek zorundadır.
Bunun içindir ki, yönetmeliği ve yönetmeliğe göre verilen izin belgesini bağlayıcı olarak kabul etmemek gerekir. Tek başına ölçüm sonuçlarının düşük olması, zarar doğurmayacağı anlamına gelmez. Diğer koşulların, bu bağlamda tesisin kurulduğu yerin, yerleşim yerlerine ve davacıların evine olan yakınlığı da göz önünde tutulmalıdır.
Davalı taraf, kamu yararına hizmet verdiklerini savunmuştur. Gerçekten, yukarıda da açıklandığı üzere, davalı tarafından bu ve benzeri tesislerin işletilmesi sonucu geniş bir halk kitlesinin yarar sağladığı bilinen bir olgudur. Ne var ki, bu yararın sağlanması karşısında kişilerin zarar görmesi hoş görülemez. Bu bakımdan hizmetten elde edilen yarar ve bunun karşısında verilen zararın dengelenmesi gerekmektedir. Hiçbir hizmet, insan yaşamı kadar öncelik ve önem taşımaz.
Diğer bir anlatımla, yararlı bir hizmetin karşılığı olarak insan ölümü uygun bir sonuç olarak kabul edilemez. İnsan yaşamında tehlike yaratan bir hizmetin, kişi yaşamının önüne geçmesi ve ona üstünlük tanınması doğru bir yaklaşım olarak düşünülemez. Kaldı ki somut olayda, bu hizmetin aynı yerde verilmesinde zorunluluk da bulunmamaktadır. Daha fazla bir giderle de olsa, başka bir yerde aynı sonuçları sağlayacak bir istasyonun kurulması ve hizmet vermesi olanaklıdır.
Bu nedenle davalı tarafın bu yöndeki savunma ve itirazları da yerinde değildir.
Bir diğer konu da; bu tür tesislerin konuşmanın yoğun olduğu yerlere yakın kurulması ve bu teknik kuralı gözeterek kurulacak yerin davalı tarafından belirlemiş olmasıdır. Konuşmacılara sağlanan yarar bakımından bu belirleme davalı taraf yönünden doğru olabilir. Ancak tesisin böyle bir yerde ve bu konumu ile kullanılmasının özellikle yakın çevresine zarar verdiği de açıktır.
Bu bakımdan, bu tesisten üçüncü kişilerle birlikte davacılar da yararlanmış olsa, sağlanan yararla verilen zararın dengelenmesi genel bir hukuk kuralıdır. Yarar, haberleşmeyi amaçlamaktadır. Zararın ise, insan sağlığı ve yaşamı ile ilgili olduğu gözetildiğinde, ikinci değere önem verilmesi gerekmektedir.
Bir istasyon yönetmeliğe uygun olarak çalıştırılsa da zarar verdiği takdirde yönetmeliğe uygun olduğundan söz edilerek zarar verenin sorumluluktan kurtulması ve kullanıma devam edilmesi sonucunu doğurmaz. Yönetmeliğe uygun değilse, zaten hukuka aykırılık gerçekleşmiş olacaktır.
2009/14607-2010/854
Tüm dosya kapsamına göre, kullanılan istasyonun konumu itibariyle, uzun sürede kişi, çevre ve bitkilere zarar verdiği, bu nitelikteki bir istasyonun halen bulunduğu yerde kullanılmasının sakıncalı olduğu, bunun daha uygun ve yerleşim yerlerinden daha uzakta kurulması gerektiği anlaşılmaktadır.
Bu belirlemelere göre, dar anlamda ve para ile ölçülebilen bir zarar yok ise de, baz istasyonunun insanların kalabalık olarak yaşadığı yere yakınlığı, çevre binalarda ve bu bağlamda davacıların konutlarında bulunanların sağlık yönünden büyük endişeler taşıdığı, aynı bölgede yaşayan insanların yaşamının psikolojik olarak olumsuz biçimde etkilendiği ve bunun da insanların psikolojik yapısında tedirginlik ve ümitsizlik yaratacağı açık olup davacıların zarar gördüğünün kabulü gerekir. Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek istemin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.04/02/2010
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/14607, K. 2010/854, 4 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama