KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2009/4969 E., 2010/2250 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Mart 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
703 kelime·4 dk okuma
Davacı ... tarafından, davalı ... aleyhine 24/07/2007 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 13/11/2008 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davalının diğer temyiz itirazına gelince; dava, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Avukat olan davacı, görevi ihmal suçu nedeniyle soruşturma geçiren davalı hakimin, adli yargı adalet komisyonuna verdiği savunma dilekçesine, kendisi hakkında yazdığı hakaret ve iftira niteliğindeki sözlerin, savunma hakkını aşarak kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu belirterek, davalıdan 10.000,00 YTL manevi tazminat alınmasını istemiştir.
Davalı ise, davacının da aralarında olduğu bazı avukatların, aleyhine karalama kampanyası başlatılarak şikayette bulunmaları nedeniyle geçirdiği soruşturmada, suçsuzluğunu kanıtlamak ve kendini suçlayan kişilerin nasıl kimseler olduğunu anlatmak amacıyla söylenen dava konusu sözlerin, savunma hakkı sınırları içerisinde bulunduğunu ileri sürerek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkeme, soruşturma dosyasındaki savunma dilekçesinde, savunmayla ilgisi olmadığı halde davacı hakkında yapılan nitelendirmelerin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu sonucuna varılarak, davalının 1.750,00 YTL manevi tazminat ile sorumlu tutulmasına karar verilmiştir.
Dosyadaki belgelerden; dava dışı Avukat ... tarafından davalı hakimin, verdiği kararları geç yazması, terfi dönemi olması nedeniyle iş yüzdesini olumsuz etkiyeceğini söyleyerek yeni dava dilekçelerini almayarak zarara uğramalarına yol açtığı konusu başta olmak üzere bazı eylemlerden dolayı şikayet edildiği; davalı hakkında yapılan soruşturmada bilgisine başvurulan ve aynı yerde dava alan davacı avukatın da davalı hakim hakkında benzer iddiaları doğruladığı anlaşılmaktadır.
Davalı hakim; katip yokluğu, iş yoğunluğu, hukuk davalarına yeni bakıyor olması, başka yere atama isteminde bulunması, yeni evli olması, araya adli ara vermenin girmesi gibi nedenler ileri sürerek, işlerdeki gecikmenin normal olduğunu anlattığı savunma dilekçesinde,
kendisi hakkında bilgi veren avukatlarla daha önce aralarında geçen olayları anlatarak, kendisine bu olaylar nedeniyle duyulan husumet nedeniyle aleyhinde bilgi verdikleri de savunmasını güçlendirmek amacıyla dile getirmiş; aleyhine ifade veren kişiler hakkındaki kişisel görüşlerini açıklamıştır. Bu açıklamalardan biri de, davacıya yönelik olup kullanılan sözler ile savunma hakkının sınırlarının aşıldığı bir gerçektir.
Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat ödetilmesini isteyebilir. Yargıç, manevi tazminatın tutarını belirlerken, saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır.
Tutarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşulların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde nesnel (objektif) olarak göstermelidir. Çünkü yasanın takdir hakkı verdiği durumlarda yargıcın, hukuk ve adalete uygun (hak ve nasfetle) karar vereceği Medeni Yasa'nın 4. maddesinde belirtilmiştir.
Takdir edilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Dava konusu olayın gelişimi, kullanılan sözlerin niteliği ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına takdir edilen 1.750,00 YTL manevi tazminat fazladır. Daha alt düzeyde manevi tazminat takdir edilmek üzere kararın bozulması gerekirse de belirlenen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 438/son maddesi gereğince, davacı yararına 750,00 YTL manevi tazminat takdir olunmak suretiyle, kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/4969, K. 2010/2250, 4 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama