KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2009/9272 E., 2010/5900 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
548 kelime·3 dk okuma
Davacı ... ve diğerleri vekili Avukat Selçuk Akman tarafından, davalı ... Sigorta A.Ş ve diğerleri aleyhine 21/12/2004 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 27/05/2008 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ile davalılardan ..., ... ve ... taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davacıların diğer temyiz itirazına gelince; dava, trafik kazası nedeni ile yaralanmadan dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacılar ile davalılardan ..., ... ve ... tarafından temyiz olunmuştur.
Davacılardan ..., emlak işi yaparken kendisine müşteri olarak gelen davalı ...'e ait araçla, ev göstermek amacıyla birlikte giderlerken diğer davalı ...'ın sürücüsü olduğu aracın içinde bulunduğu araca çarpması nedeniyle yaralandığını, sağ ayağında 2 cm kısalık meydana geldiğini belirterek maddi ve manevi tazminat istemiş; ayrıca, diğer davacı çocuklar da anneleri ...'ın yaralanması nedeniyle manevi tazminat ödetilmesini istemişlerdir.
Davalılar ise, kusurlu ve sorumlu olmadığını belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece, davacılardan ...'ın maddi ve manevi tazminat istemlerinin birer bölümünün kabulüne, diğer davacı çocuklar ... ve ...'ın manevi tazminat istemlerinin ise bedensel bir zarara uğramadıkları gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Kişilik hakları, kişinin yaşamı, sağlığı, vücut ve ruh bütünlüğü ile toplum içindeki yerini koruyan haklardır. Kişilik haklarının sosyal ve duygusal kişilik değerlerini de içerdiği gözetildiğinde, kişinin bir yakınının yaralanmasının onun sosyal ve duygusal kişilik değerleri kapsamında olup olmadığı konusu üzerine durulmak gerekir. Sosyal ve duygusal kişilik değerleri, kişinin toplum içindeki yeri, birlikte yaşadığı ailesi ve yakınlarının değer alanı içine giren haklardır. Bu haklar, doğruda doğruya kişiliğe bağlı olmayan, özellikle aile
hukuku içinde yer alan değerlerdir. Bu bağlamda Borçlar Yasası'nın 49. maddesindeki düzenleme gereğince, kişinin doğrudan kendisinin değil de karı, koca, ana, baba ve çocuklar gibi yakınlarının ağır yaralanması gibi somut olayın kendisine özgü ağırlığının ve özelliğinin zorunlu kıldığı olguların kanıtlanması durumunda, aile birliği içinde korunması gereken sosyal ve duygusal kişilik değerlerinin zarar gördüğünün kabul edilmesi gerekir.
Dava konusu olayda; davacılardan ...'ın, dava konusu trafik kazası nedeni ile sağ uyluk kemiği kırılmış, 17 gün hastanede yatmış ve sağ bacağında sürekli iş göremez şekilde 2 cm kısalık meydana gelmiştir. Olayın gelişen bu yönü nedeniyle davacı çocuklar ... ile ...'ın sosyal ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğradığı benimsenmelidir.
Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilmeyerek, davacılar ... ile ... yararına uygun tutarlarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
3-Davalılardan ..., ... ve ...'ın diğer temyiz itirazına gelince; davacılardan ...'ın maddi tazminata ilişkin istemini yargılama aşamasında ıslah yolu ile artırmadığı gibi ek dava da açmamıştır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 74. maddesine göre yargıç, tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olup ondan fazlasına ya da başka bir şeye karar veremeyeceğinden, dava dilekçesindeki istem aşılarak, davalının fazla maddi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması doğru olmadığından karar bu nedenle de bozulmalıdır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/9272, K. 2010/5900, 13 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama