KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2009/9448 E., 2010/5536 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
603 kelime·3 dk okuma
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 13/01/2009 gününde verilen dilekçe ile tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararın tazmininin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın yargı yolu bakımından reddine dair verilen 27/04/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, tapu sicilinin tutulmasından dolayı uğranılan zararın, Devletin sorumluluğuna ilişkin Medeni Yasa'nın 1007. maddesi gereğince, ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesi reddedilmiş; karar, davacı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, Kalabaklı Köyü 477 parsel sayılı taşınmazı 27.9.2004 günü satın aldığını, 1994 yılında yapılan orman kadastro çalışması sırasında taşınmazın bir bölümünün orman sınırları içinde kaldığının anlaşılması üzerine orman kadastrosuna itiraz davası açtığını, ne var ki taşınmazın bir bölümünün orman sınırları içinde kaldığı saptanarak davanın reddedilerek kesinleştiğini, tapu siciline güvenerek taşınmazı satın aldığını belirterek, uğradığı zararın ödetilmesini istenmiştir.
Davalı idare ise, idari bir karardan doğduğu ileri sürülen zarar nedeniyle tam yargı davası açılabileceğini, zararın taşınmazı satan kişiden istenmesi gerektiğinden idareye husumet düşmeyeceğin belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, toprak tevzi komisyonunca orman niteliğindeki taşınmazın dağıtılmasının hizmet kusuruna ilişkin olup istemin, tam yargı davası olarak idari yargı yerinde ileri sürülmesi gerektiği gerekçesiyle, yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
1953 yılında toprak tevzi komisyonunca dağıtımı yapılan taşınmazın, 01.05.1974 günü kesinleşen kadastro işleminde tarla niteliğinde olduğunun belirlendiği, 08.09.1994 gününde başlatılan orman kadastro çalışmaları sonunda taşınmazın bir bölümünün orman sınırları içinde kaldığının saptanarak 1995 yılında askı ilanının yapıldığı, davacının sicile dayanarak 2004 yılında taşınmazı satın aldığı, kesinleşen orman kadastrosuna itiraz davası ile davacının satın aldığı taşınmazının bir bölümünün orman sınırları içinde kaldığı anlaşılmaktadır.
Davacının dava konusu taşınmazı satın alma işlemi, tapu siciline güven ilkesine göre gerçekleşmiş ve davacı, kadastro tespitine itiraz davasına kadar taşınmazın kendine ait olduğuna güvenerek elinde bulundurmuştur. Daha sonra taşınmazının bir bölümünün orman sayılması nedeniyle davacının zarara uğradığının kabul edilmesi gerekir. Tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleriyle tapu işlemleri bir bütünlük oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan dolayı Medeni Yasa'nın 1007. maddesi gereğince Devlet sorumludur.
Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluk olup tapu siciline bağlı çıkarların ve mal varlığına ilişkin (ayni) hakların yanlış tescili sonucun değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temellerine dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. Bu nedenle, kadastro görevlilerinin dayanaksız ya da hukuki duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da aynı kapsamda düşünülmek gerekir.
Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 08.07.2008 günlü kararında; başvuranların tapuları iptal edilinceye ve Hazine adına tescil edilinceye kadar, taşınmazların hukuken maliki olduklarını ve mülkiyet haklarının tartışmasız delilini teşkil eden sicile güven ilkesinden yararlandıklarını, mülkiyet hakkından, kamu yararı bulunması nedeniyle mahkeme kararıyla mahrum kaldıklarını, ancak, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığını kaydederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1 Nolu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Yerel mahkemece; davacının, Devletin kusursuz sorumluluğundan kaynaklanan bir zararının oluştuğu ve bu zararın ödetilmesini Devletten isteyebileceği, Devletin kadastro işlemlerinden kaynaklanan sorumluluğunun da Medeni Yasa'nın 1007. maddesi kapsamında olması gerektiği, bu nedenle görülmekte olan davanın adli yargıda bakılması gerektiği sonucuna varılarak işin esası incelenip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/9448, K. 2010/5536, 6 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama