KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2010/1505 E., 2011/669 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Ocak 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.111 kelime·6 dk okuma·1 bölüm
Davacı ... ve diğerleri vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 31/12/2008 gününde verilen dilekçe ile ölümlü trafik kazasından ... maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 08/10/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Diğer temyiz itirazına gelince; dava, trafik kazası nedeniyle desteğin ölümünden dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.
Dava konusu eylem nedeniyle, dava dışı davalı sürücünün kullandığı aracın sigorta şirketi tarafından davacılara 02.12.2008 günü 20.214,50 TL tazminat ödenmiştir. Yerel mahkemece benimsenen 18.06.2009 günlü bilirkişi raporunda sigorta şirketi tarafından davacılara yapılan bu ödeme, herhangi bir güncelleştirme yapılmadan, indirilmiştir.
Sigorta şirketi tarafından verilen parayı tazminat hesabının yapıldığı günden önce alan davacılar, bu paranın tazminat hesabının yapıldığı güne kadar işleyen yasal faizi kadar kazanım sağlamış olacaklarından; zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince, sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin, tazminat hesabının yapıldığı güne kadar geçen süreye ilişkin getirisinin yasal faiz ölçüsünde güncelleştirilip belirlenerek, hesaplanan tazminattan indirilmesi gerekir.
Yerel mahkemece, olay nedeniyle sigorta şirketi tarafından davacılara ödemenin yapıldığı 02.12.2008 günü ile destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasına ilişkin bilirkişi raporunun düzenlendiği 18.06.2009 günü arasında geçen sürede, sigorta şirketinden alınan paranın getirisinin yasal faiz ölçüsünde güncelleştirilip belirlenmesi ve sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ile birlikte, hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatından indirilmemiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
KARŞI OY YAZISI
Uyuşmazlık, haksız eylem olayları (trafik kazası, öldürme, yaralama vs.) sonucu zarar gören hak sahibi veya sahiplerinin, zarar veren müştereken ve müteselsilen sorumlulardan biri veya bir kaçı arasında verilen zararın tazmini amacı ile zararın tamamen veya bir kısmı ile ilgili olarak ibra sonucu doğuran anlaşma ve uzlaşmalarla ilgili yapılan sözleşmelerin hukuki sonuçlarının ve geçerliliğinin kimin için ne oranda olacağı, sözleşmeye rağmen zarar görenler tarafından tazminat davası açılması halinde anlaşma ve uzlaşmaya ilişkin sözleşmenin ne oranda ve kimler için bağlayıcı olacağı konularından kaynaklanmaktadır.
Dairemizin sayın çoğunluğu, bu tür ibra niteliği taşıyan anlaşma ve uzlaşmaları olaya yakın tarihte yapılması halinde ya tamamen geçersiz kabul etmekte, ya da sözleşmede alınan tazminat miktarları belirtilmiş ise, belirtilen miktarlar yönünden sözleşmeyi, makbuz niteliğinde kabul ederek açılan tazminat davasında hesaplanan tazminat miktarlarından indirilmesini kabul etmektedir. Ama, anlaşma ve uzlaşmaya ilişkin bu sözleşmeleri tazminat davası açılmasına engel olarak görmemektedir. Ayrıca, anlaşma ve uzlaşma sözleşmesi müteselsil sorumlulardan birisi veya bir kaçı ile yapılmış ise, sözleşmede taraf olmayan diğer müteselsil sorumluların sorumluluğunun devam edeceğini, onun hakkında dava açabileceğini ağırlıklı ve genel olarak kabul etmektedir.
Öncelikle ibra sonucu doğuran anlaşma ve uzlaşmalara ilişkin sözleşmelerinin yapılması herhangi bir şekle bağlı değildir. İspat yönünden yazılı olarak yapılması yeterlidir. Bu sözleşmeler Noterler aracılığı ile yapılabileceği gibi, taraflar arasında adi yazılı belge ile de yapılabilir. Veya, resmi bir merci tarafından tutanakla da tespit edilebilir.
Diğer yandan, ibra sonucunu doğuran anlaşma ve uzlaşmalara ilişkin bu belgeler, yasalara açıkça aykırı olmadığı veya sözleşmenin tarafı olan kişilerin (hile, hata, tehdit veya gabin gibi) tasarrufta bulunma iradelerini sakatlamadığı sürece geçerli ve bağlayıcıdır.
İbra sonucunu doğuran bu sözleşmeleri kapsamları itibariyle olduğu gibi bağlayıcı kabul etmemek sözleşme yapma hakkı serbestliğine aykırı olduğu gibi, hakları konusunda tasarruf hakkına sahip kişilerin mahkemeler haricinde kamu düzenini ihlal etmeyen anlaşma yapmalarını kabul etmeme, bütün uyuşmazlıkların yargıya taşınmasına yol açma ve yargının yükünü arttırma gibi sonuç doğurur.
Konuya ilişkin bu genel değerlendirmenin yanında konu ile ilgili olarak 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapacak olursak;
Trafik kazaları sonucu oluşan zararların tazmini konusunda hak sahipleri ile zarardan sorumlu olanlar arasında anlaşma ve uzlaşma sonucu yapılacak ibra mahiyetindeki sözleşmelerin 2918 sayılı Trafik Kanunu 111/1 maddesine göre geçerli olabilmesi için, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun sürücü haricinde zarardan hukuken sorumlu olanları gösteren (85 ve 91.) hatır taşımacılığını düzenleyen (87.), birden fazla zarar verenlerin müteselsilen sorumlu olacağına ilişkin (88.) zaman aşımına ilişkin (109.), yetkili mahkemeye ilişkin (110.), maddelerine aykırı anlaşmaların yapılmaması gerekir. Aksi halde bu anlaşmalar geçersizdir.
Diğer yandan, Trafik kazaları sonucu oluşan zararların tazmini konusunda taraflar arasında yapılan sözleşmelerle ilgili olarak, tazminat miktarlarının yetersiz veya fahiş olması iddialarının ise, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 111/2 maddesine göre anlaşma ve uzlaşmanın yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal davası açılmak suretiyle ileri sürülmesi gerekir. Sözleşme iptal ettirilmediği sürece, sözleşme kapsam ve miktar itibariyle geçerli ve bağlayıcıdır.
Her ne kadar, ayrı bir iptal davası açılmaksızın açılan tazminat davası içinde ibra mahiyetindeki anlaşma ve uzlaşma belgesinin miktarlar itibariyle değerlendirilebileceği görüşleri varsa da, ben bu görüşlere katılmıyorum.
Zira, uzlaşma ve anlaşma iki taraflı bir işlem olduğu gibi, yasa da bu işlemlerin yapıldıkları andan itibaren iptalleri için (2) yıllık bir süre öngörüldüğünden ve tazminat miktarlarının düşük veya fahiş olduğu iddialarını ileri süren ilgililerin bu iddialarını usulüne uygun olarak ispat etmeleri gerektiğinden ve bu usul hükümleri ancak ayrı bir iptal davası açılmak suretiyle yerine getirilebileceğinden, sözleşmelerin ayrı bir iptal davası ile iptal ettirilmesi düşüncesindeyim.
Aksi halde usulüne uygun olarak iptal ettirilmeyen sözleşmeler kapsam ve miktarlar itibariyle geçerli ve tarafları bağlayıcıdır.
Diğer yandan, anlaşma ve uzlaşmaya ilişkin sözleşmeler müteselsilen sorumlu olanların tamamı ile değil de, bir kısmı ile yapıldığı hallerde, BK’nun (144.) maddesi düzenlemesine göre “Aksine anlaşma olmadığı takdirde müteselsil borçlulardan biri kendi fiili ile diğer borçluların vaziyetini ağırlaştıramaz.” BK’nun (145). madde düzenlemesine göre ise, “Borçlulardan biri tediye ve takas yolu ile borcun tamamını veya bir kısmını ödemiş ise ödenen borç nispetinde diğer borçlularda borçtan kurtulmuş olur” düzenlemeleri karşısında zarar gören veya görenler olarak hak sahipleri anlaşma ve uzlaşmanın mahiyetine göre, sözleşmeye taraf olmayan müteselsil sorumlulara karşı dava ve talep hakkını kaybeder.
Dolayısıyla sonuç olarak;
Haksız eylem olayları sonucu zarar gören hak sahibi veya sahipleri ile müştereken ve müteselsilen zarar veren veya verenlerin bir kısmı veya tamamı arasında ibra sonucunu doğuran anlaşma ve uzlaşmaya ilişkin sözleşmeler 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (111/1) maddesinde öngörüldüğü gibi, “Hukuki sorumluluğu kaldırmadığı ve daraltmadığı” (111/2) maddesinde öngörüldüğü gibi, “Tazminat miktarlarının eksik (yetersiz) veya fahiş olduğu iddiası ile 2 yıl içinde ayrı bir dava ile iptal ettirilmedikleri takdirde geçerlidir ve bağlayıcıdır. Mahkeme hakimi, açılacak tazminat davasında sözleşmeye dayanıldığı takdirde sözleşmenin kapsamına göre karar vermek durumundadır.
Sözleşmenin tarafı olmayan ancak sözleşmeyi yapan müteselsil sorumlularla birlikte sorumlu olanlar, sözleşme kapsamına göre BK’nun (144 ve 145). maddeleri göz önüne alınarak sorumluluktan kurtulurlar. Diğer bir deyişle sözleşmenin tarafı olmayan müteselsil sorumlular sözleşme kapsamına göre sorumlu olmazlar ve sözleşme hükümleri doğrultusunda haklarındaki davanın ret edilmesi gerekir.
Yukarıda açıklamaya çalıştığım düşünce ve kararıma uygun olmayan sayın daire çoğunluğunun görüş ve düşüncelerine katılmıyorum. 26/01/2011
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2010/1505, K. 2011/669, 26 Ocak 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama