KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2010/5856 E., 2011/6184 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 31 Mayıs 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
659 kelime·3 dk okuma
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 13/01/2005 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 22/04/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayet nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir.
Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Dosya içeriğinden; davacı hakkında, davalıyı silahla ve imzasız mektupla tehdit suçundan Kartal 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2002/702-1066 sayılı dava dosyası ile yargılama yapıldığı, soruşturma aşamasında dinlenen tanık Cezmi Ulaş'ın davacının davalıyı silahla tehdit ettiğini söylediği, dosyadaki el yazısı ile yazılı ve İsmet diye biten tehdit içerikli mektup bulunduğu, davalının şikayetinden vazgeçtiği, davacı hakkında delil yetersizliği nedeni ile beraet kararı verildiği.
Kartal 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2004/268-714 sayılı dava dosyasında ise, davalı ile davacının karşılıklı olarak ceza dosyalarındaki şikayetlerinde vazgeçecekleri konusunda anlaşmaya varmalarına karşın davacının kendisi hakkındaki şikayetinden vazgeçmediğini belirten davalının, hakkında devam eden kamu davasının duruşmalarına gitmemesi için davacının tehdit ettiğini, halen telefon ile tehditlerine devam ettiğinden söz ederek şikayetçi olduğu, yargılama aşamasında telefondaki sesin davacıya ait olduğundan ... olmadığını söylemesi üzerine davacı hakkında kanıt yetersizliği nedeniyle beraet kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki husumet nedeni ile haklarında birden fazla adli soruşturma yapıldığı, kovuşturma dosyaları bulunduğu, davalının ve yengesinin şikayeti ile davacı hakkında silahla ve şartlı tehdit suçundan kamu davası açıldığı, bazı tanık anlatımlarının da şikayeti doğrular nitelikte bulunduğu, davalının benzer biçimde yeniden telefonla tehdit edildiği, davalının davacı hakkında şikayetçi olmasında zayıfta olsa somut bazı belirtiler (emareler) bulunduğu sonucuna varılarak, olağan kuşku üzerine somut belirtilere dayandırılarak yapıldığı benimsenmelidir.
Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, davalının Kartal 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2004/268-714 sayılı dosyasında telefondaki sesin davacıya ait olduğundan ... olmadığı halde davacı hakkında şikayetçi olmasının davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu gerekçesiyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olmaları usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2010/5856, K. 2011/6184, 31 Mayıs 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama