KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2010/6738 E., 2011/6047 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Mayıs 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
510 kelime·3 dk okuma
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 10/8/2005 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 5/3/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, davalının kendisine hakaret ve tehdit ettiğini, kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu ileri sürerek uğradığı manevi zararın ödetilmesini istemiştir.
Davalı ise, davacının iddialarının doğru olmadığını, davacıya hakaret etmediğini, tehdit eyleminde de bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, “… davacı tanığı olarak dinlenen kişilerin, davacının eşi ile kayınbiraderi olduğu, bu tanıkların, dava konusu olay nedeniyle davacı ile birlikte davalı hakkında şikayetçi oldukları ve müşteki olarak ifade verdikleri bu nedenlerle davacı tanıklarının anlatımlarının tarafsız ve samimi olmadığı, davacının, tehdit ve hakaret suçunun ispatına yönelik olarak her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı başkaca bir delil de sunmadığı anlaşıldığından…” gerekçesi ile istemin reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, olay sırasında yanında bulunan eşi ile kayınbiraderini tanık olarak göstermiştir. Yerel mahkemece davacı tanıkları yeminsiz olarak dinlenilmiş; davacı tanıkları, olayı anlatarak davacının iddialarını doğrulayan beyan ve açıklamalarda bulunmuşlardır.
Davacı ile eşinin şikayeti üzerine davalı hakkında tehdit ve hakaret suçundan dolayı hazırlık soruşturması başlatılmış, davalı hazırlık soruşturması sırasında verdiği ifadesinde; olay günü davacının işyerine gittiğini, davacı ve davacının eşi ile kayınbiraderinin de orada olduğunu, sadece davacıdan alacağını istediğini, onları tehdit etmediğini, ancak bir ara sinirlendiğinden dolayı davacı ile yanındakilere “ sizin donunuza kadar alacağım” sözlerini söylediğini açıklamıştır. Cumhuriyet Savcılığı tarafından yapılan hazırlık soruşturması sonucunda; “…davalı-şüphelinin, müştekileri tehdit ve onlara hakaret ettiğine ilişkin müştekilerin iddiaları dışında başka delil elde edilemediği…” gerekçesiyle delil yetersizliğinden takipsizlik kararı verilmiştir.
Dosyadaki bilgi, belge ve anlatımlar ile hazırlık soruşturmasına ait dosyası içeriği, davalının hazırlık ifadesinde yukarıda yazılı şekilde kaçamaklı ikrarda bulunmuş olması ve ifadesinde eldeki bu davada davacı tanıkları olarak dinlenen eş ve kayınbiraderin olay günü davacının yanında olduğunu ve olayı gördüklerini doğrulaması birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasında alacak-borç ilişkisinin olduğunu, olay günü davalının alacağını istemek amacıyla davacının işyerine gittiği, orada bulunan tanıkların yanında davacıyı tehdit ettiği ve hakaret içeren sözler söylediği anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece davacı tanıklarının anlatımlarının tarafsız ve samimi olamayacağı belirtilerek tanık beyanlarına itibar edilmemiş ise de davalının hazırlık ifadesinde olay günü davacının iddia ettiği bazı sözleri söylediğini kabul etmiş olmasına göre tanıkların açıklamaları inandırıcı bulunmuştur.
Kaldı ki yerel mahkemece beyanlarına itibar edilmeyen tanıklar hakkında yalancı tanıklık yaptıkları iddiasıyla açılmış herhangi bir adli soruşturma veya kamu davası bulunmadığı da anlaşılmaktadır. Dosyada, davacı tanıklarının yalan beyanda bulunduklarına dair herhangi bir delil bulunmamaktadır.
Mahkemece sadece davacı ile dinlenen tanıklar arasında yakın akrabalık ilişkisinin olması nedenine dayanılarak onların doğruyu söylemedikleri ve beyanlarına itibar olunamayacağı sonucuna ulaşılması doğru görülmemiştir.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek davacı yararına uygun bir tutarda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken delillerin yanlış değerlendirilerek manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2010/6738, K. 2011/6047, 30 Mayıs 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama