KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2021/21321 E., 2023/11489 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Ekim 2023
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2019/1739 E., 2021/628 K.
- Hüküm/karar
- Davanın Kabulüne/İstinaf Başvurusunun Esastan Reddine
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2015/969 E., 2018/144 K.
Karar Metni
1.671 kelime·8 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; 04.06.2014 tarihinde davacı ...'ın eşi, davacılar ..., ..., ...'ın babaları sürücünün zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesi bulunmayan motosikleti ile yaptığı tek taraflı trafik kazasında vefat ettiğini, davacıların desteklerini kaybettiklerini, davalı kuruma başvuru yapıldığını ancak zararın karşılanmadığını iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile her bir davacı için 100,00 TL toplam 400,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, talebini davacı ... için 157.151,00 TL'ye, Halid için 30.207,00 TL'ye, ...için 39.001,00 TL'ye, Sümeyye için 41.639,00 TL'ye ıslah etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı kurumun yasal düzenlemeler gereğince, sadece kaza tarihi itibariyle Zorunlu Mali Mesuliyet (Trafik) Sigortası düzenlenmeyen aracın sürücüsünün dışındaki başka araç sürücüleri veya üçüncü şahısların uğramış olduğu maluliyet ve ölüm halinde ise destekten yoksun kalma tazminatlarını ödemekle yükümlü olduğunu, Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası tanzim edilmeyen ve kendi kusuruyla kazaya sebebiyet veren araç sürücüsünün vefatı nedeniyle davacı eş ve çocuklarının destekten yoksun kalma tazminatı talep edemeyeceklerini, trafik poliçesini yaptırmamış olan araç işleteni,
sürücüsü ve diğer sorumlululara ve mirasçılarına kusur nispetinde rücu edileceğinden alacaklı ve borçlu sıfatının davacı tarafta birleştiğini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, tescilsiz aracın zorunlu mali mesuliyet sigortası yaptırma zorunluluğu olmadığı için ...'nın sorumluluğunun da bulunmadığını, araç sürücüsünün müterafık kusurunun tazminatın tayininde dikkate alınması gerektiğini, davacı tarafın, kazaya sebebiyet veren aracın kusurunu ve bunun sonunda bir zararın oluştuğunu ispatlaması gerektiğini, dava konusu trafik kazasına sebebiyet veren araç için kusur incelemesi yaptırılması gerektiğini,
Güvence Hesabının kaza tarihi itibariyle geçerli olan zorunlu mali mesuliyet sigortası şahıs başına ölüm için teminat limiti ile sınırlı olarak sorumlu olduğunu, dava konusu trafik kazası neticesinde davacı tarafa Sosyal Güvenlik Kuruluşları tarafından gelir bağlanmış veya ödeme yapılmış ise, bu miktarın ilgili kuruluşlara sorulmak suretiyle tespit edilmesi ve talep edilen tazminattan bu miktarın tenzil edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre "..Kanunen yaptırılması zorunlu olan trafik sigortasının yaptırılmamış olması halinde araç işletenlerinin 3. kişilere verdiği zararları teminat altına alma konusunda davalının sorumlu olduğu da aşikardır.
Davacı taraf tek taraflı kazada ölen murislerinin desteğinden yoksun kaldıklarını iddia ederek tazminat isteminde bulunmaktadır. Davacıların talebi ve iddia ettikleri zarar ölenin mirasçısı sıfatlarına değil destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatlarına dayanmaktadır. Dolayısıyla davacıların ölenin mirasçısı sıfatlarına değil destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatlarına dayanmaktadır.
Dolayısıyla davacıların ölenin mirasçısı sıftalarına dayanmayan doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki desteğin kusuru davacılara yansıtılmayacak, sürücü desteğin tam kusurlu olması, onun desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyecektir." gerekçesi ile davanın kabulüne, ... için 157.151,00 TL, ... için 30.207,00 TL, ... için 39.001,00 TL, ... için 41.639,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; sürücü zararlarının karşılanmasının mümkün olmadığını, buna rağmen müvekkili kurum aleyhine tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili kurumun rücu hakkı bulunduğundan alacaklı ve borçlu sıfatının birleşmiş olacağını, hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı ilkesinden hareketle kendi kusurundan kaynaklanan tazminatın yansıma yoluyla kabul edilemeyeceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Somut olayda davacıların talebi ve iddia ettikleri zarar ölenin mirasçısı sıfatına değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatına dayanmaktadır. Dolayısıyla davacıların ölenin mirasçısı sıfatına dayanmayan, doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki desteğin kusuru davacılara yansıtılamayacak ve desteğin kusuru onun desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyecektir..." gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; kazaya karışan araç tescilsiz ve plakasız olduğundan zorunlu mali mesuliyet sigortası yaptırmak zorunda olmayan araçlardan olduğundan verdiği zararın Güvence Hesabınca karşılanması gerekmediğini, davacıların temyize konu dosya alacaklarını devir ve temlik ettiklerini, bu davanın devir ve temlik alana ihbarı gerektiğini, 260.000,00 TL için temlik alan yönünden hüküm kurulması gerektiğini, hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat taleplerinin teminat dışında bırakıldığını, destek paylarının kesin bir şekilde belirlenmesi için müteveffanın kimlik bilgilerinin getirtilmesi gerektiğini, sürücünün kask takmaması, ehliyetsiz araç kullanması nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kazaya karışan aracın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi bulunmadığından davalı kurumdan sürücünün vefatı nedeniyle desteğinden yoksun kalanların destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 ve devamı maddeleri, 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 49 uncu, 51 inci, 53 üncü maddeleri, 5718 sayılı Milletler arası Özel Hukuk ve Usul Hukuk Hakkında Kanunu'nun (MÖHUK) 48 inci maddesi.
3. Değerlendirme I. Davalı vekilinin davacılar ..., ..., ...'a yönelik kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Miktar ve değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, HMK'nın 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması halinde, anılan Kanunu'nun 366 ncı maddesi atfıyla 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz delikçesinin reddine karar vermek gerekir.
HMK'nın 362/1.a maddesinde öngörülen kesinlik sınırı, 6763 Sayılı Kanunun 44 üncü maddesiyle HMK'ya eklenen ek 1 inci maddesinde öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında 2021 yılı için 78.630,00 TL’dir
Anılan kural gereğince temyiz edenin sıfatına göre hükmedilen ya da mahkemece kabul edilmeyen bölümünün miktar veya değeri 78.630,00 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının temyizi kabil değildir. Kesin olan kararların temyizinin istenilmesi halinde Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi tarafından bu konuda temyiz dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi verilmemiş olması halinde Yargıtayca da temyiz isteminin reddine karar verilebilecektir.
İhtiyari dava arkadaşı konumunda olan davacılar yönünden Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile 78.630,00 TL’lik kesinlik sınırı her bir davacı yönünden ayrı ayrı belirlenir.
Dosya içeriğine göre davalı vekili tarafından temyize konu edilen ve davacı ... ... lehine hükmedilen 39.001,00 TL, ... lehine hükmedilen 41.639,00 TL, ... lehine hükmedilen 30.207,00 TL temyiz kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL’nin altında kalmaktadır. O halde Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz kabiliyeti olmayıp davalı vekilinin bu davacılara yönelik temyiz dilekçesinin ayrı ayrı HMK’nun 362/1-a maddesi gereğince reddine karar vermek gerekmiştir.
II. Davalı vekilinin davacı ... yönünden kurulan hükme yönelik temyiz itirazının incelenmesine gelince;
1. Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tâbi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür.
5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. MÖHUK’ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir. Bu maddeye göre hakim tarafından verilen kesin süre içinde teminat gösterilmezse, dava, dava şartı eksikliğinden HMK'nun 114/1-ğ maddesi uyarınca reddedilir.
MÖHUK madde 48/2’de ise; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmü yer almaktadır.
Buna göre Türk hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az yukarıda belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan sözleşmenin 17 nci maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.
Davacılar Suriye uyruklu olup, mahkemece davacının teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 48/2 nci maddesinde dava açanın karşılıklılık esasına göre, teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden öngörülen teminat hususu Mahkemece re'sen gözetilmelidir.
Bu sebeple mahkemece, öncelikle davacının teminattan muaf olup olmadığı hususunun Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nden sorularak alınacak yazı cevabına göre, davacının teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa, teminatın yatırılması için davacıya kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine, yatırılması halinde ise, dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu yönden bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2. Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
1. Değerlendirme bölümünün (I) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz dilekçesinin davacılar ..., ..., ... yönünden miktardan REDDİNE,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA ve değerlendirme bölümünün (II-1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Değerlendirme bölümünün (II-2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/21321, K. 2023/11489, 30 Ekim 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama