KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2021/24920 E., 2022/15849 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Kasım 2022
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
Karar Metni
2.308 kelime·12 dk okuma·2 bölüm
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün temyizen tetkiki davacı vekili ve davalılar vekili tarafından talep edilmiş davalılar vekilince duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 29.11.2022 Salı günü davalılar vekili Av. ... ile davacı vekili Av. ... geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davalılar vekili ile davacı vekili dinlendikten sonra vaktin darlığından dolayı işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARŞI OY
Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Dava konusu uyuşmazlık; Sözcü gazetesinde yer alan köşe yazısındaki ifadeler ile ilgili olarak, davacı tüzel kişiliğin kişilik haklarının ihlal edilip edilmediği ve kişilik haklarının korunması hakkı ile basın özgürlüğü hakkı arasında yapılan dengelemede hangi hakka üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Üye hakim Sayın ...'ün karşı oy yazısında belirttiği görüşlere iştirak ediyor ve karşı oyda belirtilen gerekçeler ile basın özgürlüğünün korunması gerektiğini kararını benimsiyorum. Buna ek olarak:
Haksız fiilin unsurları, hukuka aykırı eylem, zarar ve illiyet bağıdır. Manevi tazminat davası açılabilmesi için manevi zarar doğmalıdır. Manevi zarardan söz etmek için, şahıs varlığının zarar görenin iradesi dışında azalması gerekir. Manevi zararın tanımı konusunda objektif teori, subjektif teori ve karma teori olmak üzere üç teori bulunmaktadır.
Objektif teoriye göre, hukuka aykırı saldırı sonunda şahıs varlığında objektif olarak meydana gelen eksilme yeterli iken, subjektif teoriye göre objektif unsur yanında zarargörenin manevi varlığında da bu eksilmeyi yaşaması, duyması ve hissetmesi, bunun sonucunda, acı elem ve ızdırap duyması gerektiği kabul edilmektedir. Subjektif teoriye göre subjektif unsur yoksa manevi zarar da yoktur.
Karma görüş ise her iki görüşü harmanlamaktadır. (bkz:Prof.Dr.Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin yayınevi, 24.Bası, sh.599 vd). Doktrinde tüzel kişiler yönünden hangi teorinin benimseneceği tartışmalıdır.
Uygulamada her iki teorinin de uygulandığı kararlar bulunmaktadır. Ancak manevi tazminatın amacı konusunda görüş birliği mevcut olup, manevi tazminatın amacı kişide meydana gelen acı, ızdırap ve elemi unutturup, onda bir haz ve tatmin sağlamak olarak kabul edilmektedir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 22.06.1966 gün ve 7/7 sayılı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2001/2747 Esas, 2001/3828 Karar sayılı ve 16.04.2001 günlü kararı).
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde davacı hukuken Anonim Şirket statüsüne sahiptir. Davacı şirket tüzel kişi olduğu için acı ve elem duymayacağı gibi tatmin sağlaması da mümkün değildir. Bunun yanında kişiliğe yapılan her saldırının manevi zarara yol açtığı söylenemez.
Davacı tüzel kişi tarafından sarf edilen sözlerin hakaret ve iftira niteliğinde olduğu ve bu suretle kişisel haklarına saldırıda bulunulduğu iddia edilmiş ise de tüzel kişilerin ruhsal çöküntü, eziklik hissetmeleri ve korku duymaları mümkün değildir. Manevi tazminatın amacı faili cezalandırmak değil, saldırıya uğrayanı tatmin etmektir. Kişilik haklarını koruyan tek dava da manevi tazminat davası değildir.
Tüzel kişilerin haksız saldırılara karşı korumanın başka hukuki yolları da bulunmaktadır. Özellikle yapılan açıklamanın hukuka aykırı ve gerçek dışı olduğunu tesbit eden mahkeme kararının yayımı yolu, tüzel kişinin toplumda kaybettiği saygınlığını yeniden elde etmesinde etkin koruma sağlar (bkz: Prof.Dr. Ahmet M.
Kılıçoğlu, Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluluk, Turhan Kitapevi, 5. Bası, Ankara 2016, sh.448 vd) Ticari itibar kaybı halinde ise Ticaret Kanunu'nda düzenlenen haklar kullanılabilir.
Bu nedenlerle davalının davacı şirket hakkındaki köşe yazısının karşı oy yazısındaki gerekçeler ile basın özgürlüğü kapsamında kaldığı gibi davacı tüzel kişinin manevi zararının oluşmadığı ve manevi tazminat davası açamayacağını düşündüğümden Sayın Çoğunluğun görüşüne iştirak edemiyorum.
KARŞI OY
Dava; basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf istemi üzerine bölge adliye mahkemesince davacı vekilinin istinaf istemi kabul edilmiş, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmuş, davanın kısmen kabulüyle 40.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiş, taraf vekillerince karar temyiz edilmiştir.
Taraf vekillerinin iddia ve cevapları dosya kapsamında mevcut olup, ayrıca tekrar edilmeyecektir.
Sözcü Gazetesi’nin 22/06/2016 tarihli nüshasında davalı ... tarafından kaleme alınan “...Skandal! İHA’ların yarısı arızalı mı?” başlıklı köşe yazısı yayınlanmıştır. Yazının, Bölge Adliye Mahkemesince de kişilik haklarına saldırı olduğu kabul edilen ilgili kısımları şöyledir:
“...Skandal! İHA’ların yarısı arızalı mı?
… Kara Kuvvetleri Komutanlığının kullandığı insansız hava araçlarından 12’si de Baykar Makine’den alınmış, Kuvvet Komutanlığının 12 taktik insansız hava aracından 7'sinin arızalı, bunun giderilmesinin de tedarikçi firmaya ait olduğu belirtiliyor. Arızanın giderilmesinin firma yetkililerine söylenmesine rağmen yerine getirilmediğini güvenilir bir kaynaktan öğrendim. Böyle bir durumda ne yaparsınız? Genelkurmay Başkanlığı İletişim Başkanlığından ve üretimi yapan firma yetkilisinden bilgi istersiniz. Hükümete yakın gazetelerin sorularını gece-gündüz demeden anında cevaplandıran Genelkurmay Basın Dairesi bu konuda sessiz. Çünkü, sözü edilen Cumhurbaşkanı’nın damadının da yöneticisi olduğu bir firma…. ”
Uyuşmazlık; Sözcü Gazetesi’nde yer alan köşe yazısındaki ifadeler ile ilgili olarak, davacının kişilik haklarının korunması ile davalıların basın özgürlüğünden hangisine üstünlük tanınacağına ilişkindir.
Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca basın özgürlüğünün sınırlanmasında ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin hükümler uygulanır. Bu anlamda basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün farklı bir görünümü olarak karşımıza çıkar.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) ve Anayasa Mahkemesine (AYM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan olup, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (AİHM.
Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, p.49. Von Hannover/Almanya (No:2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, p.101). (AYM; ... Ticaret A.Ş, B. No: 2013/2623, 11/11/2015, p.31 [G.K.]. D.Ö, B. No: 2014/1291, 13/10/2016, p.56 [G.K.]; ..., B. No: 2014/4548, 5/12/2017, p.18; ... (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018, p.28).
Anayasa Mahkemesi pek çok kararında, ifade özgürlüğünün özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın 28. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğünün, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olup bireylerin gelişmesi ve toplumun ilerlemesi bakımından gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu ifade etmiştir (AYM; ... [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, p.69; ... [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, p.34-36; ... ve Diğerleri, B. No: 2015/11961, 11/6/2018, p.40).
Bu bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (..., par.34-36 ). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ve bunlara dair bir kanaat oluşturması bakımından en etkili araçlardan birini oluşturduğu açıktır (AYM; ... (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, p.63).
Ancak belirtmek gerekir ki basın özgürlüğü sınırsız değildir. Anayasa'nın 17. maddesi gereğince, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek de yargı mercilerinin görevleri arasındadır.
Mahkemeler, Anayasa'nın 17. maddesi gereğince kişilik haklarını korurken aynı zamanda Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri gereğince ifade ve basın özgürlüklerinin gerçek ve etkili bir biçimde korunmasını sağlama yükümlülüğü sebebiyle yarışan haklar arasında adil bir denge kurmak zorundadır.
Bu denge kurulurken Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında hakkın özüne dokunulmamalı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve sınırlama amacı ile aracı arasındaki ölçü gözetilmelidir (AYM; ..., B. No: 2012/1184, 16/7/2014, p.43). Bu anlamda, mahkemece dayanılan gerekçelerin, ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı denetlenmelidir.
Mahkeme, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olarak tazminata karar verirken düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermelidir (AYM; ..., B. No: 2012/1272, 4/12/2013, p.114).
Mahkemeler, yarışan haklar arasında dengeleme yaparken; yayında kamu yararı bulunmasına, kamusal yarara dair bir tartışmaya katkı sağlamasına, toplumsal ilginin varlığına ve konunun güncel olmasına, haber veya makalenin konusu ile yayımlanma şartlarına, bunlarda kullanılan ifadelerin türüne, yayının içeriğine, şekli ve sonuçlarına, habere yönelik kısıtlamaların niteliğine ve kapsamına, haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiğine, hedef alınan kişinin kim olduğuna ve tanınırlık derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışlarına dikkat etmelidir (AYM; ... ve Diğerleri, p.47).
Somut olay yukarıda yer verilen ilkeler ışığında incelendiğinde;
Her şeyden önce belirtmek gerekir ki davacı şirketin insanlı-insansız hava araçları ile geliştirdiği savunma sistemi, gerek ülke savunması, gerekse de çevremizde yaşanan savaş ve çatışmalarda sağladığı üstün başarı her türlü takdirin üstündedir. Savunma sanayinde davacı şirket ile sağlanan başarı tartışma götürmez bir gerçektir. Ancak bu durum, eleştirilmeme hakkı vermediği gibi kamuoyu denetimini gerekli kılar. Özellikle davacı şirketin yöneticilerinden birinin Cumhurbaşkanının damadı olması, ayrıca kamuoyu ilgisini artıran nedenlerden biridir. Bunun içindir ki köşe yazısı kamusal ilgi ve meraka açık, kamusal yarara dair bir tartışmaya katkı sağlayacak konu olduğu, haber tarihi itibarıyla konunun güncel olduğu açıktır.
Bununla birlikte; haberde kullanılan ifade ve dilde aşağılayıcı veya küçük düşürücü bir üslup kullanılmamış, haber ile ilgili muhataplarından bilgi istenip gerçek araştırılmak istenmiş, haberde cevaba da yer verilmiştir. Davacı şirketin yöneticilerinden birinin akrabalık durumu da aynı şekilde somut ve sade bir anlatımla verilmiştir.
Öte yandan, konunun anlatımında kesin ifadelerden kaçınılmış, ileri sürülen ve iddia olunan şeklindeki yüklemlerle ve soru işaretleriyle kesinliğinin ve gerçekliğinin okuyucu tarafından sorgulanmasına imkân tanınmış, bu itibarla yazının, kamuoyunu bilgilendirme kapsamında kaldığı anlaşılmıştır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davaya konu yayının; Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre basın özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı anlaşıldığından davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun onama yönündeki düşüncesine iştirak edemiyorum.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/24920, K. 2022/15849, 30 Kasım 2022 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama