KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2021/683 E., 2022/976 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Ocak 2022
- Mahkemesi
- Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
4.097 kelime·20 dk okuma·2 bölüm
Taraflar arasındaki manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün temyizen tetkiki davacı vekili ile davalı vekili tarafından talep edilmiş davalı vekilince de duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 14/12/2021 Salı günü davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar vekilleri dinlendikten sonra vaktin darlığından dolayı işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup dosya incelendi gereği düşünüldü.
KARŞI OY
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalının 03.04.2018 tarihli grup toplantısında Cumhurbaşkanının şeref ve itibarını hedef alarak ağır derecede hakaret içeren sözler söylediğini, terör örgütleriyle irtibatlandırmaya çalıştığını belirterek, davacının kişilik haklarına yapılan saldırıdan dolayı 500.000,00 TL'lik manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili müvekkilinin konuşmasında geçen hususların siyasi eleştiri kapsamında olduğunu, bir takım olgusal dayanaklarının bulunduğunu ve hakaret içermediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda davalının 03.04.2018 tarihli grup toplantısında yaptığı konuşmasında söylediği sözlerin bir kısmının siyasi eleştiri kapsamında kaldığı, bir kısmının eleştiri sınırlarını aştığı ve davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5.000,00 TL'lik manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Söz konusu karara karşı her iki tarafta istinaf yoluna başvurmuş, Bölge Adliye Mahkemesince davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile kişilik haklarına yapılan saldırının ağırlığı dikkate alınarak ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 15.000,00 manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Söz konusu karara karşı her iki tarafta temyize gelmiştir.
Bireyin şeref ve itibarı, Anayasanın 17. Maddesinde yer alan manevi varlık kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde, şeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafın ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurmak zorundadır. İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını, müdahalede bulunurken
hakkın özüne dokunulup dokunulmadığını, ölçülü davranılıp davranılmadığını her olayın özeliğine göre taktir etmek gereklidir.
Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır.İfade özgürlüğü başkaları ile ilişki kurmada ihtiyaç duyulan temel bir araç olup, başkaları açısından değersiz veya yararsız görülen düşüncelerin açıklanması ve yayılması özgürlüğünü de içermektedir.Siyasetçiler ve yöneticiler açısından ifade özgürlüğü daha fazla önem arz etmektedir.Zira siyasetçilerin ve yöneticilerin topluma ve hedef kitlelerine ulaşmak, onları bilgilendirmek ve beklentilerini karşılamak için bu özgürlüğe diğer bireylerden daha fazla ihtiyaçları vardır.
Ifade özgürlüğü büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünü güvence altına almayı hedeflemektedir. Bu nedenle, düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğal karşılanmalıdır. Siyasetçilere yönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırları diğer kişilere yönelik eleştiri sınırına göre daha geniştir. Bir siyasetçi diğer kişilerden farklı olarak, her sözünü ve eylemini bilerek halkın ve aynı zamanda diğer siyasetçilerin denetimine açar.
Bu nedenle daha geniş düzeyde hoşgörü göstermek zorundadır. AİHM'nin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği gibi, hükümetler kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır.
Somut olayda, Muhalefet partisi lideri olan ... genel Başkanı davalı ...'nun 03.04.2018 tarihli meclis grubunda yaptığı konuşmasında sarf ettiği söz ve ifadelerin bir kısmının, olgusal dayanağı bulunan ifadeler olduğu, bir kısmının da değer yargısı niteliğindeki ifadeler olduğu, politik eleştiri kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. Değer yargıları kişilerin görüş ve yorumlarından ibaret olması ve kanıtlanmaya elverişli olmaması nedeniyle kişilik haklarına saldırı oluşturmazlar.
Öte yandan davalının konuşmasında kullandığı ifadelerin suçlayıcı ve rahatsız edici olduğu da açıktır. Siyasetçilerin kullandıkları bazı sözler açıkca polemik çıkartmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraflarını denetlemeye yönelik siyaset üsluplarının bir parçası olarak kabul edilmelidir.
Yukarıda açıklandığı üzere davalının konuşmasının bütünlüğü dikkate alındığında konuşmanın politik eleştiri kapsamında kaldığı özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, eleştirilerin olgusal dayanağı bulunan değer yargısı niteliğindeki konular hakkında olduğu, davacının kişilik haklarına saldırı teşkil etmediği bu nedenle istemin tümden reddi gerektiği düşüncesi ile değerli çoğunluğun kararına katılmıyorum.
KARŞI OY
Dava konusu uyuşmazlık; davalının, davacı hakkında 03.04.2018 tarihli meclis grup toplantısında sarfettiği sözlerin ifade özgürlüğü ya da kişilerin şöhret ve itibarına saygı gösterilmesini isteme haklarından hangisinin kapsamında kaldığına ilişkindir.
İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır.
Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015).
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08).
İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007).
Öte yandan; maddi olgular ile değer yargısı arasında da ayrıma gidilmeli, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözetilmelidir (AİHM; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986). Zira, taraflara değer yargılarının doğruluğunu ispat külfeti getirilmesi, hakkın kullanımını imkânsız kılacaktır. Bununla birlikte, değer yargısının da makul bir olgusal temele sahip olması gerektiği, orantılı ve ölçülü bir biçimde ifade edilip edilmediği denetlenmelidir (AİHM; Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001).
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; ..., B. No: 2013/1461, 12/11/2014).
Bu itibarla, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır.
Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir.
Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bunu ancak davanın bütününe bakarak anlayabiliriz.
Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından; dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği nazara alınmalıdır(AYM; ... (3), B.No: 2015/1220, 18/7/2018).
Somut davada göz önünde bulundurulması gereken ilk husus, davanın taraflarının toplumsal konumlarıdır. Bir yanda konuşmanın yapıldığı dönemde ana muhalefet görevinde bulunan partinin lideri olan davalı ..., diğer yanda ise hükümetin başı ve iktidar partisi lideri ... bulunmaktadır. Eleştirilerin hedefinde olan davacının hem toplumsal konumu hem de siyasetçi olması nedeniyle makul eleştiri sınırları daha geniş kabul edilmelidir. Temsil ettiği seçmenlerinin talep, endişe ve düşüncelerini politik
alana aktaran ve onların çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlama, eğer bir siyasetçinin ve özellikle dönemin ana muhalefet partisi genel başkanının ifade özgürlüğüne yönelik ise dava konusu istemlerin çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir.
İkinci husus ise, davalının konuşmalarında dile getirdiği iddiaların kamusal çıkarlarla ilgili olması ve olgusal temelinin bulunmasıdır.
Dava konusu edilen konuşma bir bütün olarak değerlendirildiğinde içeriğinin anayasa değişikliği ile getirilen cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine ve hükümet başkanı olarak davacının faiz politikaları üzerinden ekonomiye, Kadir Mısıroğlu ziyareti ve terörle mücadele üzerinden iç siyasete, İsrail Devleti ile yapılan anlaşma ve Afrin Harekatı üzerinden dış siyasete ilişkin yönetim biçiminin eleştirisine yönelik olduğu, konuşmanın çerçevesinin baskın şekilde politik alanda kaldığı, güncel konularla ilgili olduğu dolayısıyla kamusal çıkarlarla ilgili olduğu ve olgusal dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kaldı ki, davalı, hususi olarak davacının özel hayatını hedef almamış, konuşmasını esasen siyasi rakibinin söz ve davranışlarına yöneltmiştir.
Öte yandan, Davalının konuşmasında geçen bir kısım sözler kaba, tahrik edici, suçlayıcı ve rahatsız edici olarak kabul edilse bile değer yargılarından oluşan bu ifadelerin polemik çıkartmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset üslubunun bir parçası olduğu kabul edilmelidir.
Tüm bu açıklamalar ışığında; dönemin ana muhalefet partisi lideri olan davalı tarafından yaşanan güncel olaylara ilişkin olarak açıklamalarda ve hükümet başkanı olan davacı’nın söz ve davranışları ile hükümet politikalarına yönelik eleştirilerde bulunulduğu, davaya konu ifadelerin, Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre; ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı, somut olay bağlamında davalının ifade özgürlüğüne üstünlük tanınması gerektiği düşüncesinde olduğumdan istemin tümden reddi yerine kısmen kabulüne ilişkin mahkeme kararını onayan değerli çoğunluğun görüşüne iştirak edemiyorum.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/683, K. 2022/976, 26 Ocak 2022 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama