KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2023/9816 E., 2024/8445 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Ekim 2024
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/42 E., 2022/188 K.
- Hüküm/karar
- Davanın kabulüne
Karar Metni
1.608 kelime·8 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasında görülen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı Dask vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait zorunlu deprem sigortası bulunan binanın tektonik krip afet ile hasarlandığını açıklayarak fazlaya dair haklarını saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 12.05.2015 tarihli dilekçesi ile talebini 62.080,00 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalılar davanın reddini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 12.09.2012 tarihli ve 2010/66 Esas, 2012/158 Karar sayılı kararı ile; tektonik krip afetin deprem niteliğinde olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı
1. Mahkemenin 12.09.2012 tarihli ve 2010/66 Esas, 2012/158 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi 08.04.2014 tarih ve 2013/19741 Esas, 2014/5393 Karar sayılı ilamında; "...Bu halde üniversitelerin jeoloji mühendisliği bölümlerinden seçilecek deprem-tektonik krip hareketleri konusunda uzman, akademik kariyere haiz bilirkişiler kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak rizikonun depremden ileri gelip gelmediği, zararın Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında bulunup bulunmadığı konusunda ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınması suretiyle çelişkinin giderilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde çelişki giderilmeden karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
B.Mahkemece İlk Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkeme, 2015/49 Esas, 2018/236 Karar sayılı kararıyla, davalı Başak Sigorta A.Ş. yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, davalı DASK yönünden davanın kabulü ile 10.000,00 TL tazminatın 10.11.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalı DASK'tan alınmasına, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 06.05.2016 gün ve 2015/1 Esas 2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bozma kararı sonrasında ıslah yapılamayacağından davacının ıslah ettiğini bildirdiği 52.080,00TL'lik kısım için karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin 2015/49 Esas, 2018/236 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı Dask vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi 26.11.2020 tarih ve 2015/49 Esas, 2018/236 Karar sayılı ilamında;
"1-)Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde, uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına göre usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı DASK vekilinin yerinde görülmeyen rizikonun teminat dışı olduğuna dair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-)6305 Sayılı Afet Sigortaları Kanunu'nun Doğal Afet Sigortaları Kurumu başlıklı 3. maddesinin 2. fıkrası hükmü: "Kurum gelirleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır." şeklinde olup mahkemece davalı ... karar ve ilam harcından sorumlu tutulmaması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
3-)Dava, zorunlu deprem sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Türk Medeni Usul Hukukuna yön veren en önemli ilkelerden biri teksif ilkesidir. Teksif ilkesi tarafların bütün iddia ve savunma sebeplerini belli bir usul kesitine kadar mahkemeye sunmalarını öngörmektedir. Bu ilke uyarınca taraflar dava malzemelerini yargılamanın herhangi bir aşamasında değil, ancak kanunca öngörülen süre dâhilinde mahkemeye hasredeceklerdir.
Teksif ilkesiyle davaların gereksiz ve kötü niyetli olarak uzamasının önlenmesi ve yargılamanın sürüncemede bırakılmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Teksif ilkesi hem tarafları hem de Hâkimleri kanunda belirtilen süreye uymaya zorlayarak yargılanmanın hızlanmasını sağladığından usul ekonomisi ilkesinin gerçekleşmesine de hizmet etmektedir. Teksif ilkesinin yargılamadaki en önemli yansıması iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağıdır.
6100 Sayılı HMK’nın 141/1 inci maddesinde tarafların yargılamada iddia ve savunmalarını ne zamana kadar değiştirebilecekleri düzenlenmiştir. Buna göre, taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Bu düzenleme ile kural olarak dilekçeler aşamasında tarafların iddia ve savunmalarını sunmaları istenmektedir.
İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi yasağının ancak ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati ile aşılabileceği yine HMK’nın 144/2 nci maddesinde belirtilmiştir. Karşı tarafın rızasının olmadığı durumlarda ıslah, yasağın başladığı andan itibaren iddia ve savunmaları değiştirme noktasında taraflar için tek enstrüman olacaktır.
Islah, iddia ve savunma yasağının kapsamına giren taraf usul işlemlerini tamamen veya kısmen düzeltmeye yarayan bir hukukî imkândır. Taraflar ihmal, unutma, yetersiz bilgi ve benzeri sebeplerle eksik ya da hatalı şekilde iddia ve savunmada bulunmuş olabilirler. Yine, yargılama sırasında meydana gelen gelişmeler neticesinde taraflar yargılamanın başında sundukları iddia ve savunmalarında değişiklik yapma ihtiyacı duyabilirler.
Teksif ilkesinin sert bir biçimde uygulanması ve belli bir zaman kesitinden sonra taraflara iddia ve savunmada değişiklik yapma imkânının tanınmaması halinde, şekilcilik esası engeller ... gelir ve yargılamanın adaletli bir karar ile sonuçlanmama tehlikesi doğabilir.
Bu noktada ıslah, iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı başladıktan sonra tarafların kendi usul işlemlerini kısmen ya da tamamen değiştirmelerine imkân tanımak suretiyle, Medeni Usul Hukukunun şekilciliğini yumuşatan ve adaletli bir yargılamanın tesis edilmesini sağlayan bir kurum olarak Hukukumuzda ön plana çıkmaktadır.
Kanundaki koşullara riayet edilmesi durumunda ıslahın sonuç doğurması için tek taraflı irade beyanı yeterli olacak, mahkemenin veya karşı tarafın rızası aranmayacaktır.
HMK’da ıslah ile ilgili öngörülen koşullardan biri de zamanla ilgilidir. HMK’nın 177/1 inci maddesinde tahkikatın sona ermesine kadar ıslaha başvurulabileceği düzenlenmiştir. Islahın zaman bakımından sınırı, bozmadan sonra ıslahın yapılıp yapılamayacağı meselesi ile doğrudan alakalıdır. Bu noktada yargılamanın hangi aşamasına kadar ıslahın mümkün olacağını daha net ortaya koymak için tahkikat kavramının ve tahkikatın ne zaman başlayıp ne zaman sona erdiğinin üzerinde durmak uygun olacaktır.
Tahkikat, yazılı yargılama usulünde de basit yargılama usulünde de ön inceleme aşamasının sona ermesi üzerine başlamaktadır. HMK’nın 147 nci maddesinde ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tarafların tahkikat için duruşmaya davet edileceği düzenlenmiştir. Tarafların duruşmaya çağrılmasıyla tahkikat başlayacaktır.
Tahkikat evresi, taraflar arasındaki ihtilaflı vakıaların incelenip hakikatin ortaya çıkarılması için yapılan işlemlerin zaman itibariyle işgal ettiği yargılama aşamasıdır. Mahkeme bu aşamada tarafların talep sonucunu dayandırdıkları, davanın halli bakımından önem taşıyan ve ön inceleme tutanağında çekişmeli olarak belirtilen vakıaların, yine kural olarak tarafların sunduğu deliller çerçevesinde doğruluğunu araştırır.
Taraflarca getirilen delillerin değerlendirilmesi ve ispat faaliyeti neticesinde uyuşmazlığın aydınlanmasıyla birlikte, Hâkimin davayı sonlandıracak kararı vermesi mümkün ... gelmektedir. Bu yönüyle tahkikat, davanın en önemli ve uzun aşaması olarak nitelendirilmektedir. Tahkikat aşamasından sonra taraflara yargılamayla ilgili son sözlerinin sorulacağı sözlü yargılama aşamasına geçilecek ve ardından mahkeme nihai kararını verecektir.
HMK’nın “Tahkikatın Sona Ermesi” başlığı altındaki 184 ve 185 inci maddelerinde, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığında mahkemenin, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim edeceği düzenlenmiştir. Tahkikat aşamasının bitimi bu tefhim ile birlikte gerçekleşecektir.
Bu bağlamda 22.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nın 177/2 nci maddesinde; “Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.” düzenlemesine yer verilerek bozmadan sonra ıslah konusuna yasal açıklık getirilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında konu incelendiğinde; somut olayda mahkemece verilen davanın reddine dair ilk kararın, mahallinde keşif yapılarak rizikonun depremden ileri gelip gelmediği, zararın Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında bulunup bulunmadığı konusunda ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınması suretiyle çelişkinin giderilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile Dairemizin 8.04.2014 gün 2013/19741 E. 2014/5393 K. sayılı ilamı ile bozulduğu; bozma ilamına uyulmak sureti ile mahkemece tahkikata dair işlemler tesis edildiği,
bu doğrultuda davacı vekilinin maddi tazminat istemini 12.05.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile artırdığı ve Mahkemece bozma sonrasında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 06.05.2016 gün ve 2015/1 Esas 2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bozma kararı sonrasında ıslah yapılamayacağı gerekçesi ile davacının ıslah ettiğini bildirdiği 52.080,00TL'lik kısım için karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği görülmektedir.
22.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nın 177/2 nci maddesi ile, Yargıtayın bozma kararından sonra tahkikata ilişkin bir işlem yapılması halinde, tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabileceğine dair açık düzenleme yapıldığı gözetilerek Yasa değişikliği uyarınca davacı yanın 12.05.2015 tarihli ıslah dilekçesi dikkate alınarak riziko tarihi itibari ile gerçek zararının tespitine yönelik alınan bilirkişi raporları da değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmayıp bozmayı gerektirmiştir." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 16.11.2022 tarih 2022/42 Esas , 2022/188 Karar sayılı kararı ile; davanın davalı DASK yönünden kabulüne, 62.080,00 TL tazminatın 10.11.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalı DASK'tan alınarak davacı'ya verilmesine, davalı Grupama Sigorta A.Ş yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Dask vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Dask vekili temyiz başvuru dilekçesinde; hasarın teminat dahilinde olmadığını, hasarın büyük kısmının sigorta akdi gerçekleştiğinde mevcut olduğunu, mahkemece ıslaha karşı zamanaşımı iddialarının haksız gerekçeyle reddedildiğini, ıslah edilen kısmın zamanaşımına uğradığını, ıslah dilekçesi her ne kadar kendilerine duruşmada tebliğ edilmiş ise de harcının yatırılmaması nedeniyle o sırada geçerli bir ıslah dilekçesi bulunmadığını, harcın daha sonra tamamlanması nedeni ile ıslaha karşı zamanaşımı iddialarının süresinde olduğunu, mahkemenin bilirkişi raporunda belirlenen miktarın üzerinde bir miktara hükmettiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, doğal afet sigortaları zorunlu deprem sigorta poliçesinden kaynaklanan uyuşmazlık istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6305 sayılı Doğal Afet Sigortaları Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmasına devam olunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 vd. maddeleri.
3. Değerlendirme Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olması, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaması, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
6305 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, davalı ... (DASK) harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/9816, K. 2024/8445, 2 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama