KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2024/4627 E., 2025/13310 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Eylül 2025
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/533 Esas - 2023/537 Karar
Karar Metni
1.034 kelime·5 dk okuma·11 bölüm
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; yürütülen bir soruşturma sırasında davalının hiçbir emareye dayanmaksızın davacının ismini vermek suretiyle ihbar ettiğini, bu ihbar üzerine davacının gözaltına alındığını, bir geceyi gözaltında geçirdiğini, mağdur ile yapılan yüzleştirme sonucunda olayla ilgisinin olmadığının anlaşıldığını, serbest bırakıldıktan hemen sonra kalp krizi geçirdiğini, sağlığının bozulduğunu, davacının üzüm işletmeciliği yapan bir tüccar olduğunu, ticari itibarının davalının haksız şikayeti nedeniyle zedelendiğini ve maddi manevi zarar gördüğünü belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi tazminat ile 20.000,00 TL manevi tazminatın 26.03.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili isteminde bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; kendisinin eylemi ile davacının iddia ettiği zararlar arasında uygun illiyet bağının bulunmadığını, kendisinin de bu soruşturma sırasında mağdur olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 10.10.2013 tarihli ve 2007/2 92... /342 Karar sayılı kararıyla; davalının davacıyı zarara uğratma kastının bulunmaması, davalının eylemi ile davacının iddia ettiği zararlar arasında uygun illiyet bağının bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Dairenin 22.01.2015 tarihli ve 2014/4051 E. 2015/814 K. sayılı ilamıyla; dosya kapsamından Alaşehir Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/436 sayılı soruşturma dosyasında 15 yaşından küçük mağdureye yönelik cinsel istirmar suçundan soruşturma yürütüldüğü, soruşturma kapsamında davalının, mağdurun beyanı üzerine ifadesinin alınıp serbest bırakıldığı, davalının serbest bırakıldıktan iki ay sonra kolluğa müracaat ederek mağdurenin beyanında geçen kişinin davacı ... olduğunu beyan ettiği, davalının beyanı üzerine davacının gözaltına alındığı, geceyi emniyette geçirdiği, mağdura yaptırılan teşhis sonucunda davacının olayla ilgisinin olmadığı,
davalının mağdur ile ilişkiye giren kişi olduğunun mağdur tarafından teşhis edildiği, davacı hakkında takipsizlik kararı verildiği, davalı hakkında cinsel istismar suçundan kamu davası açıldığı, şu halde mahkemenin davacının geçirdiği kalp krizi ile davalının eylemi arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı yönündeki kabulünün doğru olduğu,
ancak davalının, davacı hakkında hiç bir emareye ve delile dayanmadan emniyet müdürlüğüne gidip ihbarda bulunması ve soruşturma sonucunda da ihbarın asılsız çıkıp davalının kendisinin olayın şüphelisi olduğunun anlaşılması karşısında davalının eyleminin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunun kabulü gerektiği, mahkemece uygun bir miktar manevi tazminata karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 16.06.2015 tarihli, 2015/112 esas, 2015/241 karar sayılı kararıyla, bozma ilamına direnilerek davanın reddine karar verilmiş; direnme üzerine uyuşmazlık Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gitmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/4-1343 Esas, 2021/669 Karar sayılı ilamıyla, davalı tarafın 07.02.2007 tarihli fotoğraf teşhis tutanağına istinaden şüpheli olduğu soruşturmada, davacı hakkında hiçbir emare ve delile dayanmadan emniyet müdürlüğüne gidip ihbarda bulunması ve mağdura yaptırılan 26.03.2007 tarihli teşhis sonucunda da ihbarın asılsız çıkıp davalının kendisinin olayın şüphelisi olduğunun anlaşılması karşısında, davalı tarafın ihbar niteliğini taşıyan şikâyetini hak arama özgürlüğünün sınırlarını aşacak şekilde kullandığı ve şikâyet edilenin kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğunun açık olduğu,
bu durumda davalı tarafça şikâyet konusu hakkında hiçbir delil ve emare bulunmadığı hâlde yapılan ihbar nedeniyle kişilik hakları zarar gören davacı lehine uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, dolayısıyla Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile müteveffa ...'ın Alaşehir Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/436 sayılı soruşturma dosyasında 15 yaşından küçük mağdureye yönelik cinsel istismar suçundan yürütülen soruşturma kapsamında davalı ...'in kendisini suçlamalardan kurtarmak için ismini vermek suretiyle ihbar ettiği, ihbar üzerine gözaltına alındığı, bir geceyi gözaltında geçirdiği, mağdur ile yapılan teşhis ve yüzleştirme işlemi sonrasında olayla herhangi bağlantısının olmadığının anlaşıldığı, serbest bırakıldıktan sonra bu olayla ilgili yaşadığı üzüntü ve stresten kalp krizi geçirdiği,
davalının gerçeğe aykırı ihbarı nedeniyle maddi ve manevi zarar gördüğünü belirterek tazminat isteminde bulunduğu, yargılama sürecinde davacının beyin kanaması geçirmesi ile davacı adına atılı olay arasında illiyet bağı olup olmadığı, illiyet bağı var ise bu krizden dolayı davacının kaç gün iş ve güçten kaldığı hususunda ve daimi maluliyeti var ise maluliyet oranı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor tanzim edilmesinin istenildiği, Adli Tıp Kurumunun 25.07.2011 tarihli raporunda sonuç olarak, davacının hipertansiyon ve diabetes mellitus hastası olduğuna dair geçmişe yönelik tıbbi evrak olmadığı,
olay tarihli evrakında hipertansiyon, hemiparezi, beyin kanaması tespit edildiği, emosyonel faktörlerinin kan basıncı üzerinde etkisinin olduğunun tıbben bilindiği, ancak anılan şikayetlerin ortaya çıkmasında bir çok harici ve bünyesel faktörlerin rol oynayabileceğinin belirtildiği bu haliyle maddi tazminat yönünden değerlendirme yapıldığında davacının geçirdiği kalp krizi ile davalının eylemi arasında uygun illiyet bağı bulunmadığından maddi tazminatın şartları oluşmadığından reddi gerektiği, olay tarihi, olayın gelişimi, tarafların sosyo ekonomik durumları, paranın satın alma gücü,
ülkenin ekonomik koşulları göz önüne alındığında davacı yararına manevi tazminat şartlarının oluştuğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davacıların maddi tazminat davasının şartları oluşmadığından reddine, davacıların manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 26.03.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle beraber 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; hükmedilen manevi tazminatın az olduğunu, davacının uzun yıllar ticaretle uğraşan saygın bir iş adamı olduğunu, davacıya isnat edilen suçlamanın ağırlığı karşısında hüküm altına alınan miktarın düşük olduğunu, davacının sağlığının ve iş hayatının davaya konu haksız şikayet nedeniyle bozulduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Değerlendirme
Uyuşmazlık, haksız şikayet nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/4627, K. 2025/13310, 30 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama