KÜNYE
5. Hukuk Dairesi 2022/12153 E., 2025/10373 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Temmuz 2025
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/741 Esas, 2022/1188 Karar
- Karar
- Kabul
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul Anadolu 29. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2018/389 Esas, 2020/259 Karar
Karar Metni
1.186 kelime·6 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsiline ilişkin davada yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı idare vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun (221 sayılı Kanun) uyarınca hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu İstanbul ili, ..., ... Mahallesi 798 ada 36 parsel (eski 798 ada 15 parsel) sayılı taşınmazın müvekkillerinin murisi ... adına kayıtlı iken usulüne uygun bir kamulaştırma yapılmaksızın hukuka aykırı olarak tapu kaydının iptal edildiğini, kendilerine herhangi tebligat yapılmadığı gibi, herhangi bir bedel de ödenmediğini, tescil davasında taraf teşkili sağlanmaksızın karar verildiğini belirterek kamulaştırmasız el atılan taşınmazların bedelinin davalı idareden tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 221 sayılı Kanun ile kamulaştırılmış bir taşınmaz olduğunu, 221 sayılı Kanun uyarınca taşınmaz bedelinin hak düşürücü süre içinde talep edilmediğini ve dava açma hakkının süre yönünden ortadan kalktığını, süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili idare adına verilen tescil kararının 221 sayılı Kanun’a uygun olduğunu, bu nedenle yolsuz tescil olarak nitelendirilemeyeceğini,
tescilin yolsuz olduğu kabul edilse bile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 712 nci maddesi uyarınca 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gözetilerek müvekkili idare adına olan tescilin yolsuz tescil olmaktan çıktığını, tapu kaydının iptali talep edilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve el atma tazminatının davalı idareden tahsil edilerek davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 221 sayılı Kanun ile kamulaştırılmış bir taşınmaz olduğunu, taşınmazın 09.10.1956 tarihinden önce kamu idaresine fiilen tahsis edildiğini, 221 sayılı Kanun’da öngörülenin sicil dışı iktisap olduğunu, tapu kütüğünde 221 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi uyarınca yapılan tescil işleminin açıklayıcı mahiyette olduğunu, 221 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinde özel bir nizası kaza halinin düzenlendiğini, buna göre tescile ilişkin açılan davanın hasımsız olarak görülebileceğini, bu durumun dava sonucunda yapılan tescili yolsuz tescil haline getirmeyeceğini,
ortada müvekkili idare adına 221 sayılı Kanun uyarınca yapılan bir tescil hükmü bulunduğuna göre teknik anlamda bir kamulaştırmasız el atma işleminden söz edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu 798 ada 15 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespiti çalışmaları sonucunda 28.08.1952 tarihinde o tarihteki malikleri adına tespit ve tescil edildiği, kadastro tespitinin 18.11.1956 tarihinde kesinleştiği, ...
İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1977/181 Esas, 1978/181 Karar sayılı dosyası ile hasımsız olarak açılan dava sonucunda taşınmazın ilâm gereğince 221 sayılı Kanun hükümleri uyarınca idare adına tesciline karar verildiği, karar gereğince hükmen ifraz edilerek 798 ada 36 parsel numarasını aldığının anlaşıldığı, bu kapsamda dava konusu taşınmazın 28.08.1952 tarihinde kadastro tespiti sonucu o tarihteki malikleri adına tespit edildiği, tespitin 18.11.1956 tarihinde kesinleştiği ve dava açma hakkının da bu tarihte elde edildiği, dava konusu taşınmaza 09.10.1956 tarihinden çok önce ...
Suyu Memba Sahası ve İsale Hattı nedeniyle el atıldığı, davacılar murisinin 221 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 12.01.1961 tarihinden itibaren 2 yıl içinde, yani 13.01.1963 tarihine kadar gayrimenkulün bedelini dava hakkı bulunduğu halde, 221 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde yer alan dava hakkının hak düşürücü süresi içinde kullanılmadığından,
bu parsele ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin, kabule göre de davalı idare harçtan muaf olmadığı halde muafiyetine karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle 221 sayılı Kanun uyarınca hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu uyuşmazlıkta 221 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanamayacağını, taşınmazın kadastrosunun 09.10.1956 tarihinden sonra kesinleştiğini, ayrıca Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1977/181 Esas, 1978/181 Karar sayılı dosyasında yapılan yargılamada taraf teşkili sağlanmadığından bu davada verilen karar sonucunda yapılan tescilin yolsuz tescil olduğunu, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin bu hususta görüş değişikliğine gittiğini, bu durumun da Anayasa’ya aykırılık taşıdığını,
dava konusu aynı hat üzerinde yer alan 785 ada 2 parsel sayılı taşınmaza ilişkin yargılamada kadastronun kesinleştiği tarihin 31.07.1952 olarak gözükmesi sebebiyle 221 sayılı Kanun uyarınca davanın reddine karar verildiyse de Yargıtay 5. Hukuk Dairesince kadastronun 18.11.1956 tarihinde kesinleştiği belirtilerek 221 sayılı Kanun’un uygulanamayacağından bahisle kararın bozulduğunu, eldeki davada kadastronun 18.11.1956 tarihinde kesinleştiği açık olup dava konusu uyuşmazlıkların birebir aynı olduğunu, 221 sayılı Kanun’un 09.10.1956 tarihinden önce el atılan taşınmazlar hakkında düzenleme içerdiğini,
taşınmazın tapuya tescilinin kadastro yolu ile 09.10.1956 tarihinden sonra gerçekleşmesi halinde 221 sayılı Kanun’un uygulanamayacağını, davalı idare tarafından 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 10 yıllık hak düşürücü süre içinde kadastro tutanağına itiraz edilmediğinden işbu davada artık herhangi bir itiraz ve savunma haklarının bulunmadığını, Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde yargılamanın hasımsız olarak yürütülmesi nedeniyle bu davada verilen karar uyarınca yapılan tescilin yolsuz tescil olarak niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ... olarak davacılar ile davalı idare arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmazın değerinin biçilmesi ve bedelinin tahsili hususundadır.
2. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun Geçici 4 üncü maddesiyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2016 tarihli, 2014/8-1084 Esas, 2016/158 Karar sayılı ve 25.05.2005 tarihli, 2005/288 Esas, 2005/352 Karar sayılı kararı ile bu kararda sözü edilen Anayasa Mahkemesinin 09.12.1989 tarihli, 1989/14 Esas, 1989/49 Karar sayılı kararı ve 12.12.1989 tarihli, 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararları nazara alındığında 221 sayılı Kanun'un iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 2021/19 Esas,
2022/46 Karar sayılı kararının yürürlük tarihi olan 04.05.2023 tarihinden çok önce 13.01.1963 tarihinde iki yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve davalı yararına kazanılmış hak oluştuğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kazanılmış hakları etkilemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi yerindedir.
3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davacılardan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2022/12153, K. 2025/10373, 3 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama