KÜNYE
5. Hukuk Dairesi 2024/10872 E., 2025/5048 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Nisan 2025
- Mahkemesi
- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/1957 Esas, 2024/1462 Karar
- Karar
- Esastan ret/Yeniden esas hakkında verilen karar
- İlk derece mahkemesi
- Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2014/344 Esas, 2022/487 Karar
Karar Metni
2.169 kelime·11 dk okuma·13 bölüm
Taraflar arasındaki tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazminine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu Antalya ili, ..., ... Mahallesi 27698 ada 11 parsel sayılı taşınmazın kesinleşmiş Mahkeme kararı ile 8870 m²lik kısmının tapusunun iptal edilerek Hazine adına tesciline karar verildiğinden bahisle uğramış olduğu zararın davalı Hazineden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davayı kabul etmediklerini, öncelikle zamanaşımı definde bulunduklarını, tapu sicilinin tutulmasından doğan zararın anlamının bu sicilin tutulmasında görevlilerin bilerek ya da bilmeyerek uygulanması gereken mevzuat hükümlerine aykırı işlemleri veya ihmalleri sonucu bir hakkın kaybına sebep olmaları olduğunu, dava konusu olayın vukuunda böyle bir durumun söz konusu olmadığını, kadastro çalışmalarının tapu sicilinin tutulması anlamına gelmediğini, dava konusu olayda da illiyet bağının kesildiğini, davalının herhangi bir maddi sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesine özetle; dava konusu taşınmazın belediyenin altyapı hizmetlerinden faydalandığını, yol, su, elektrik gibi hizmetlerden yararlandığını, bu sebeple arsa vasfında olduğunu bilirkişilerce emsal mukayese yönteminin usulüne uygun bir şekilde uygulanmadığını, davacının dava konusu taşınmazdaki diğer hissedarlardan en son pay iktisabının 10.11.1997 tarihinde olduğunu, dolayısıyla en son iktisap tarihinden sonra doğal sit alanı olarak değerlendirmenin, taşınmazın davacının uhdesindeymiş gibi kıymet düşürücü vasıf olarak dikkate alınmasının doğru olmadığını,
tapunun iktisap tarihinden sonra yapılan nitelemenin taşınmaz değerini tayin ederken tekrar hesaba katılmasının tapu siciline ... ilkesi ile de bağdaşmadığını, taşınmazda böyle bir şerhin olmadığını bilen kooperatif, çevre parsellerdeki yapılaşmaları görerek ileride üyelerine taşınmaz üzerinde inşa edilecek binadan bağımsız bölümün tahsis amacı ile kurulduğunu, bu ümitle kooperatif üyelerinin yıllarca beklediklerini, mülkiyetin kaybı ile yaşadıkları mağduriyetin sunulan bilirkişi raporu ile bir kat daha arttığını,
bilirkişiler tarafından emsal taşınmazın %100 kabul edilerek dava konusu taşınmazın ise her yönden aşağı olduğunun kabulünün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, tüm bu itirazlar yargılama boyunca dile getirilmesine rağmen bilirkişiler ve mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, taşınmazın gerçek değerinin kat be kat altına hükmedildiğini, taşınmaz bedelinde değişen ekonomik koşullara göre uyarlama gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
2. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; tapu sicilinin tutulmasından doğan zararın anlamı, bu sicilin tutulmasında, görevlilerin bilerek veya bilmeyerek uygulanması gereken mevzuat hükümlerine aykırı işlemleri veya ihmalleri sonucu bir hakkın kaybına sebep olmaları olduğunu, davacının vasfının bataklık-sazlık olan davaya konu taşınmaz üzerinde zaten bir hakkının bulunmadığını, görevlilerin bir hak kaybına sebep olmalarının mümkün olmadığını, davacının tapusunu yitirdiğini iddia ettiği,
Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/107 Esas sayılı dosyası ile açılan dava her ne kadar tapu iptal ve tescil davası gibi nitelendirilse de anılan mahkeme kararı ile esasen tapunun yok hükmünde olduğunun tespit edildiğini, davacının tazminat hakkının bulunmadığını, fen bilirkişisi tarafından dava konusu taşınmazın yüzölçümünün 8.247,07 m² olarak hesaplanmışsa da taşınmazda yapılan 22/2-a çalışmaları sonucu gerçek yüzölçümünün 8.831,00 m² olarak düzeltildiğini, bu nedenle tazminat hesabının yanlış yapıldığını, hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunun usul ve kanuna aykırı düzenlendiğini, taşınmazın değerinin yüksek belirlendiğini,
davayı 5.000 TL üzerinden açtığını, daha sonra talebini artırmak suretiyle toplam 1.102.781,70 TL tazminat talebinde bulunduklarını, oysaki açmış oldukları davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilemeyeceğini, öncelikle bedel arttırım dilekçesinin geçerli bir usuli işlem olmadığı dikkate alınarak dava açılırken talep edilen miktardan daha fazla miktarda hüküm kurulmasının mümkün olmadığını, bu itirazları kabul görmez ise (kabul anlamına gelmemekle birlikte) bu kez faiz başlangıç tarihlerinin dava ve ıslah tarihi olarak ayrı ayrı değerlendirilmesi ve buna göre hüküm kurulması gerektiğini,
ayrıca mahkemece süresinde sundukları zamanaşımı deflerinin de dikkate alınmadığını, verilen kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde davacı ... tarafından açılan dava sonucu davalının tapu kaydının iptaline karar verilmiş ise de tapu kaydının iptal sebebi çekişmeli taşınmaza revizyon gören tapu kaydının gayri sabit sınırlı olup,
miktar fazlası üzerinde davalılar lehine mülkiyet koşullarının oluşmaması olup bir an için iptal edilen miktar fazlasının devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu ileri sürülebilirse de Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen mahkeme kararında burası tescil harici bırakılacak yerlerden kabul edilmeyerek tapudan terkin edilmemiş, Hazine adına tescil edildiği ve halen de Hazine adına kayıtlı olduğu, benzer nitelikte bulunan Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2021/6563 Esas, 2022/7696 Karar sayılı ilamında da anılan ilkeler benimsendiği,
hal böyle olunca iptal edilen taşınmaz bölümü üzerinde davacılar lehine mülkiyet koşullarının oluşmadığına yönelik mahkeme kararı ile iptal edilen tapu kaydı için yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazmini gereken bir hak ihlalinin olmadığı ve bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet bulunmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenle kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle. Bölge Adliye Mahkemesi istinaf sebepleri ile bağlı olup davalı ... tarafından istinafa getirilmediği halde belirtilen gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün alanlardan devletin sorumlu olduğu,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19.09.1012 tarihli ve 2012/20-249 Esas, 2012/596Karar sayılı ilamında ''Tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleriyle tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan kaynaklanan davaların TMK 1007 kapsamında olduğunun kabulü gerekir..
Kadastro görevlilerinin dayanaksız ya da gerçek hukuka uymayan kayıtlar düzenlemelerini de bu madde kapsamında değerlendirilmektedir.'' kararı gereği devletin 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarinca kusursuz sorumluluğu olduğunun sübut bulduğu, Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçesinde belirtildiğinin aksine sazlık vasfı nedeniyle özel mülkiyete konu olamayacağından dolayı yanlış kadastro tespit işlemleri sonucu müvekkilin mülkiyet hakkının iptal edildiği,
somut olayda da olduğu gibi taşınmazın niteliğinin ne olduğunun hiç bir önemi olmaksızın kadastro çalişmaları esnasında yapılan hatalardan dolayı özel mülkiyete konu olamayacağı halde özel mülkiyete konu edilerek tapu terkin işlemi yapıldığında oluşacak mağduriyetlerden 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca devletin kusursuz sorumlu olduğu ve zararı tazminle yükümlü olduğu gerek Anayasa Mahkemesi gerek Yargıtay içtihatları ile açık olduğu,
kaldı ki aynı talepçiler tarafından dava konusu taşınmaza komşu olan 27968 ada 31 parsel sayılı taşınmazın tapusu birebir aynı nedenlerle iptal edilerek Hazine'ye devredilmesi sebebi ile 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayanılarak açılan davada devletin zarardan sorumlu tutulduğunu ve bu kararın Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2017/8132 Esas, 2020/1030 Karar sayılı kararı ile 26.02.2020 tarihinde onanarak kesinleştiğini, müvekkillerin devletin tapu siciline güvenerek elde ettiği mülkiyet hakları yine devlet eliyle hiç bir bedel ödemeksizin ihlal edilmesi,
vatandaşın kamuya olan güvenini sarsacağını ileri sürerek temiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
2. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Dava konusu taşınmazın öncesinde 795 parsel olarak 1958 yılında genel kadastro çalışmaları sırasında dava dışı şahıslar adına tespit gördüğü, davacının 04.10.2000 tarihinde 25.870 m² yüzölçümlü 2152 parsel olarak taşınmazın tamamını üzerinde herhangi bir şerh olmaksızın satın alma yoluyla yoluyla malik olduğu, halen 3402 sayılı Kanun'un 22/A maddesi gereğince yapılan uygulama sonucu 25.876,16 m² yüzölçümlü 27968 ada 11 parsel olarak davacı adına kayıtlı olduğu,
Maliye Hazinesi tarafından açılan tapu iptal ve tescil davası sonucunda Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/107 Esas, 2012/188 Karar sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın 8870 m²lik kısmının, miktar fazlası olduğu için tapu kaydının iptali ile bataklık ve sazlık olduğu belirtilerek Maliye Hazinesi adına tesciline karar verildiği, kararın 26.04.2013 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 03.07.2014 tarihinde 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
3. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesine göre tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devlet sorumlu ise de somut olayda 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,15.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava TMK 1007 maddesi uyarınca tazminat talebine yöneliktir. Bu tür davalarda objektif sorumluluk esası kabul edilmiş olup Tapu İşlemleri Kadastro tespit çalışmalarından başlayarak birbirini takip eden işlemler olup Tapu kütüğünün oluşumunda kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturur. (HGK 18.01.2009 tarih 2009-383 Esas, 2009/517 Karar)
Tapu kayıtlarında yapılan hatalarda TMK 1007 gereği devletin sorumluluğu kural olarak düzenlenmiştir.
Davacının tapusu 8.870 m²si bataklık, sazlık olduğundan bahisle mahkeme kararı ile iptal edilmiştir.
İlk Derece mahkemesi davayı kabul etmiş BAM ilgili dairesi davaya konu 27968 ada 1 parselin geldisi 975 parselin Kadastro çalışmaları ile tespit malikleri adına tespit ve tescil edildiği Hazinenin açtığı dava ile revizyon gören tapunun miktar fazlasının iptalini istediği ve mahkemenin miktar fazlasının Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu gerekçesiyle bu kısmı iptal edip Hazine adına tescil ettiğini,
dava konusu yerin niteliği itibarıyla "Özel mülkiyete" konu olamayacak yerlerden olup davacı kişiler açısından mülkiyet koşullarının oluşmadığını tapu kaydının oluşmasının davacının mülkiyet hakkının mutlak var olduğu anlamına gelmediği olmayan mülkiyet hakkına tazminat doğmayacağı TMK 2 gereğide taşınmazın kendisine ait olmadığını tespitten itibaren bilen davacının iyiniyet ve dürüstlük kuralı gereğince 1007 davasının reddi gerekeceğini taşınmazın tescil harici yerlerden olmadığı gerekçeleri ile davalı Hazinenin istinafının kabulü ile ilk derece mahkemesinin kabul kararının kaldırılarak davanın reddine karar vermiştir.
İlgili BAM kararı Dairemizce Onanmış olup onama kararına karşıyız. Şöyle ki;
Dava konusu taşınmaz 1958 yılında yapılan tapulama çalışmaları sonucu ilk malikleri adına tespit ve tescil edildikten sonra 1996 ve 1997 yıllarında satın alma yoluyla davacı kooperatif taşınmaza malik olmuştur.
Taşınmazın tescili tapunun ilk oluşumundan beri yolsuz olmayıp özel mülkiyet olarak tescil edilmiştir.
Antalya BAM 8. Hukuk Dairesinin gerekçesinde taşınmazın şeklen davalı lehine mülkiyet hakkının oluştuğu ve revizyon gören tapu kaydının gayri sabit sınırlı olup miktar fazlasının devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmayıp iptal edilen kısmın terkin edilmeyip tescil harici bırakılacak yerlerden olmadığı ve Hazine adına özel mülkiyet olarak tescil edildiği kabul karşısında davalının taşınmazda malik olarak hak sahibi sıfatıyla mülkiyet hakkı kazandığı açıktır.
Kadastro Kanunu 12/3 maddesi "Bu tutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz." kuralı gereğince ilk tespit kesinleşmiş ve malik taşınmazın mülkiyetini kazanmıştır.
Taşınmaz Kadastro Kanunu 16/c maddesinde sayılan tescile tabi olmayan yerlerden de değildir. Bu durum BAM dairesinin de gerekçesinde kabul edilmiştir.
Ayrıca aynı yerdeki Antalya ili, ..., ... Mah. 27968 ada 31 parselin miktar fazlasının Bataklık ve Sazlık niteliği ile tapularının iptaline ve Hazine adına tesciline karar verildiği, iptal edilen kısımlar yönünden açılan 1007 tazminat davasının yerel mahkemece kabul edildiği, Antalya BAM 4. Hukuk Dairesinin 2017/44 Esas, 2017/352 Karar sayılı ve 26.04.2017 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddedildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 26.02.2020 tarihli ve 2017/8132 Esas, 2020/1030 Karar sayılı ilamı ile ONANDIĞI olayın benzer nitelikte olduğu görülmüştür.
Bütün bu dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde dava konusu taşınmazın 29.11.1956 tarihinde gerçek kişiler adına tespit ve tescil yapılarak tapu kaydının oluşturulduğu, davacı SS.
Mega Tüccarlar Yapı Kooperatifinin satın alma yoluyla 04.10.2000 tarihinde taşınmaza malik olduğu hali hazırda imar parseli olan tapunun 8870 m² Bataklık ve Sazlık olduğu belirtilerek iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesi nedeniyle açılan TMK 1007 uyarınca tazminat davasında sonradan malik olan davacıya illiyet bağını kesen bir kusur izafe edilemeyeceği açık olup Kadastro Kanun 12/3 kapsamında olmayan özel mülkiyete konu yeri en başta devletin kurumunun tapu kaydı oluşturması ve Kadastro öncesi nedenlerin ileri sürülmesi yönünden 10 yıllık sürenin geçmiş olması nedeniyle "Tapuya ..." ilkesi gereği oluşan zararı devletin
karşılaması gerektiği, aynı mahiyetteki 20. Hukuk Dairesinin onama kararının vatandaşın hukuk güvenliği ve adalet duygusunun tatmini açısından çelişki yaratmaması gerektiği gerekçeleriyle çoğunluk görüşüne katılmadığımızı ve olayda TMK 1007 şartlarının oluştuğu kanaati ile karara karşı olduğumuz beyan ediyoruz. 15.04.2025
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2024/10872, K. 2025/5048, 15 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama