KÜNYE
6. Ceza Dairesi 2008/9513 E., 2010/886 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Asliye Ceza Mahkemesi
- Suçlar
- Sahtecilik, hırsızlık
- Hüküm
- Mahkumiyet
Karar Metni
702 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
I- Sanıklar hakkında sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelenmesinde
Sanıkların, önceden kasıtlı suçtan hükümlülüklerinin bulunması nedeniyle, haklarında 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanma olanağı bulunmadığı anlaşılmakla yapılan incelemede;
Sanık ... hakkında Bursa 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.09.1994 tarihli kararıyla sahtecilik suçundan verilip, 25.70.2002 tarihinde yerine getirilen para cezası mahkumiyeti bulunduğu ve koşulları oluştuğu halde, 765 sayılı TCK’nun 81/2-3 maddesinin uygulanmaması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış,
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre, suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-) Sanıklar hakkında 765 sayılı TCY’nın hükümleri uyarınca uygulama yapılmasına rağmen, 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin uygulanması suretiyle karma uygulama yapılması,
2-) Kabul ve uygulamaya göre de;
Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nun 53/1. maddesinin (c) fıkrasındaki, kendi altsoyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yoksunluğun, koşullu salıverme tarihine kadar süreceğinin gözetilmemesi suretiyle aynı maddenin üçüncü fıkrasına aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ... savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından 5237 sayılı TCK’nun 53. maddenin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkartılması suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün isteme aykırı olarak DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
II-Hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelenmesine gelince;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre, suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-) 5252 sayılı Yasanın 9/3 maddesi uyarınca, sanıklar yararına olan hüküm önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağından, 765 sayılı Yasaya göre hırsızlık eylemleri nedeniyle uygulama yapılıp, her iki Yasaya göre denetime olanak sağlayacak biçimde uygulanan Yasa maddeleriyle, verilmesi gereken cezalar ayrı ayrı tespit edilip, sonuç cezalar karşılaştırılarak lehe olan yasa belirlenip uygulama yapılması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-) 5237 sayılı TCY’nın 141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı TCY’nın 493/1. maddesinde yer alan suçun öğelerinin farklı olduğu, yakınana ait işyerinin kapısı zorlanmak suretiyle hırsızlığa kalkışma suçunun işlendiğinin anlaşılması karşısında; eylemin hırsızlığa kalkışmanın yanı sıra 5237 sayılı TCY’nın 116/2-4 ile 119/1-c, 35.maddelerine uyan işyeri dokunulmazlığını bozmaya kalkışma suçunu da oluşturduğunun düşünülmemesi,
3-) 5237 sayılı TCY’nın 145. maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramının 765 sayılı Yasanın 522/1. maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliğinin bulunmadığı, “değerin azlığı”nın 5237 sayılı Yasaya özgü, ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanıkların özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanakları varken yalnızca gereksinimleri kadar ve değer olarak da gerekiyorsa ceza vermekten vazgeçilebilecek ölçüde düşük değerdeki eşyanın alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanmak koşuluyla uygulanabileceği düşünülmeden, bu maddeye düzenleniş amacı dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması,
4-) Eylemin kalkışma aşamasında kaldığı ve 5237 sayılı TCK’nun 35. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
5-) 5237 sayılı TCY’nda cezaların toplanmasına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, 5275 sayılı Yasanın 99. maddesinde de kesinleşmiş hükümlülüklerin infaz aşamasında toplanmasının öngörüldüğü gözetilmeden, hükmolunan cezaların ayrı ayrı yerine getirilmesi yerine, toplanmalarına denilmek suretiyle yazılı biçimde hüküm kurulması,
6-) Sanıkların eylemlerine uyan 765 sayılı TCY'nın 493/1, 61/1, 522 (sanık ... yönünden ayrıca 81/1). maddeleriyle, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY'nın aynı suça uyan 142/1-b, 143, 35, 53; 116/2-4, 119/1-c, 35. maddelerinde öngörülen cezaların alt ve üst sınırları bakımından, anılan Yasanın 7/2, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri ışığında; 765 sayılı Yasanın sanıklar lehine olduğunun gözetilmemesi,
7-) Sanıklar hakkında ortak yapılan yargılama giderlerinin paylarına düşen miktarlarda ayrı ayrı alınması yerine, “müteselsilen” alınmasına karar verilmesi suretiyle, 5271 sayılı CMK’nun 326/2. maddesine aykırı davranılması,
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2008/9513, K. 2010/886, 9 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama