KÜNYE
6. Ceza Dairesi 2010/26852 E., 2013/19331 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Ekim 2013
- Mahkemesi
- Asliye Ceza Mahkemesi
- Suçlar
- Hırsızlık, Konut dokunulmazlığını bozmak
- Hüküm
- Mahkumiyet
Karar Metni
419 kelime·2 dk okuma
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Müdafi, 5271 sayılı Yasanın 2/c maddesinde “Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukat” olarak tanımlanmış, yine aynı Yasanın 149. maddesinin 1. fıkrası “Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir” düzenlemesini içermekte olup, anılan maddede “soruşturma ve kovuşturma” denilerek hukuki yardımın muhakemenin tüm evresini kapsadığı belirtilmiştir.
Ceza muhakemesinde müdafi, şüpheli veya sanığın yardımcısı olarak kabul edilmektedir. Nitekim, bunun sonucu olarak Tebligat Kanununun 11/1.maddesinde vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılacağı öngörülmüştür. Bilindiği üzere, 5271 sayılı Yasaya göre bir ceza davasında avukat ile şüpheli, sanık veya hükümlü arasında iki yöntemden birisi ile ilişki kurulur.
Bunlardan birincisi; “koşulları oluştuğunda baroca Avukat atanması; ikincisi ise “şüpheli, sanık veya hükümlünün vekaletname ile bir avukat tayin etmesidir.” 5271 sayılı Yasada bu iki hal de müdafi olarak tanımlanmıştır. Ancak birinci halde görevlendirme, ikinci durumda ise sözleşmeden kaynaklanan bir ilişki söz konusudur. Bu yönüyle iki kurum görevin başlaması, yürütülmesi, sona ermesi, yetkinin devri ve ücret konusunda farklılık arzeder.
Somut olayda ise, kovuşturma aşamasında Kayseri Barosu'ndan Av. ...'ın 25.07.2007 tarihinde sanık ... adına dosyaya vekaletname ve savunma dilekçesi sunduğu, adı geçen avukatın 24.07.2007, 17.08.2007 ve 11.09.2007 tarihli duruşmalarda sanık ile birlikte yer aldığı ve savunma yaptığı, vekillikten istifasına ilişkin bir bildiriminin veya sanık tarafından azledildiğine ilişkin bir beyanın bulunmadığı hususları gözetilmeksizin, mahkemece 30.12.2008 günlü hükmün Tebligat Kanunu'nun 35.maddesi uyarınca 09.03.2009 tarihinde sanığın adresine tebliğ edildiği, 09.04.2009 tarihinde kesinleştirilerek infaza verildiği,
infaza başlandıktan sonra sanık tarafından 02.12.2009 günlü dilekçe ile temyiz edildiği, mahkemenin 02.12.2009 tarihli ek kararı ile sanığın temyiz talebinin reddine karar verildiği halde ek kararın sanığa tebliğine ilişkin belgenin dosya arasında bulunmadığı ve sanığın 22.12.2009 günlü dilekçesi ile temyiz talebinin reddine dair ek kararı da temyiz ettiği anlaşılmış ise de, Tebligat Kanununun 11/1. maddesi gereğince vekille takip edilen işlerde vekile tebligat yapılması gerektiğinden;
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2010/26852, K. 2013/19331, 8 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama