Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2023/15526 E. , 2025/2022 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2022/2213 E., 2022/2661 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında nitelikli yağma
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2023/15526 E. , 2025/2022 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2022/2213 E., 2022/2661 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Elmalı Ağır Ceza Mahkemesinin, 12.05.2022 tarihli ve 2022/2213 Esas, 2022/2661 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-d-h, 62, 53, 58. maddeleri uyarınca 9 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsubuna karar verilmiştir. B. İstinaf Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 04.11.2022 tarihli ve 2022/2213 Esas, 2022/2661 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Yağma kastı bulunmadığı, mal edinme kastı bulunmadığı, eşinin şikayetten vazgeçtiği, telefonun ortak mal olarak kabul edilmesi gerektiği, tanık tarafsız olmadığından hükme esas alınamayacağı, HTS kayıtlarına göre telefonun sanıkta kalmadığının sabit olduğu, telefonun ve hattın gerçekten katılana mı ait olduğu noktasında fatura ve resmi kayıtlar istenmeden eksik inceleme ile karar verildiği, beyanlar arasında çelişki bulunduğu, şüpheden sanığın yararlanması, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, 5237 sayılı Kanun'un cezanın belirlenmesi başlıklı 61/1. maddesinde belirtilen kriterler ile aynı Kanun'un 3/1. maddesinde ifade edilen cezada orantılılık ilkesi nazara alındığında temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinin isabetli olduğu, araştırılacak başka bir hususun bulunmadığı anlaşıldığından, sanık müdafinin temyiz istemi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin kararında, sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun’un 288 ve 289. maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Elmalı Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 20.02.2025 tarihinde karar verildi. (Muhalif ) MUHALEFET ŞERHİ Yargıtay CGK yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir. Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir. YCG 2017/6-1147 Esas 2018/519 Karar sayılı ilamlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir. Yine YCGK nın 2018/6-110 E. 465 K., 2016/6-1157 E. 2017/239 K. sayılı ilamlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir. Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir. Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır. Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadğı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir. Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır. Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan helede başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir. Dairemizin 2022/4023 Esas, 2024/276 Karar; 2022/9645 Esas ve 2024/5427 Karar, sayılı dosyaları ve daha birçok dosyalarında da açıkça tartışılıp kabul edildiği üzere; Yağma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanun madde 148; “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının .... tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,...cezalandırılır...” şeklindedir. Madde gerekçesinde de “...Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir...” şeklinde dahada açıklık getirmiştir. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir. Yağmada amaç malın alınmasıdır. Bu amaca ulaşmak için araç hareketler ise cebir veya tehdit uygulanmasıdır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Aralarında amaçsal ilişki vardır. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. (Benzer görüşler için bkz. Gökçen ... vd mal varlığına karşı suçlar Adalet Ankara 2018 age s. 74, Özgenç İzzet türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 17. baskı Seçkin Ankara 2021 ağe. s 168 vd, Tezcan/Erdem/Önok age s. 704, Koca/Üzülmez TCK Genel Hükümler seçkin 9. Baskı age s. 583) Yağmanın iki seçimlik hareketinden birisi olan cebir malın alınmasına yönelik olarak yapılması gerekir. Diğer suçlardan ayıran özelliklerinden birisi de budur. Cebir malı almaya yönelik değil de başka bir amaçla yapılıyorsa eylem yağma suçunu oluşturmaz. Müşteki ile sanık evlidirler. Sanığın kendine ait telefonu yoktur. Akşamları müştekinin evlilik birliği öncesi temin ettiği telefonu ortak kullanmaktadırlar. Sanık zaman zaman eve geç ve alkollü gelmesi gazinoya gitmesi nedeniyle eşiyle tartışmaktadır. Olay günüde sanık yine eve saat 02.00 sıralarında alkollü olarak gelmeştir. Eşinden yemek hazırlamasını istemiş mağdur olan eşi uyuyor numarası yapsada bu nedenle tartışmışlardır. Bundan sonra mağdurdan kullanmak için akşamları müşterek kullandıkları telefonu istemiş vermemesi üzerine cebir uygulamıştır. Buna rağmen mağdur telefonu vermemiştir. Müştekinin kardeşi telefonu ver canından önemli mi deyincede sonradan telefonu sanığa vermiştir. Sanık başlangıçtan beri telefonu mağdurla birlikte kullandıklarını iddia etmektedir. Hatta müşteki de bu hususu kesin olarak teyit etmektedir. Sanık olay günü kendi telefonu olmadığı için ortak kullandıkları telefonu kullanmak için almak istemiştir. Amacının telefonları sahiplenmek olmayıp sadece daha önce yaptığı gibi kullanmak olduğu bu amaçla hareket ettiği dolaysıyla faydalanma kastının olmamasından dolayı yağma suçunun yasal unsurları itibariylede oluşmayacağı açıktır. Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre faydalanma kastı oldukça dar yorumlanmaktadır. Malikmiş gibi tasarrufta bulunma, ekonomik yarar sağlama ya da kullanma amacı taşımayan durumlarda faydalanma kastı bulunmadığı kabul edilmektedir. Faydalanma kastı olmadığı ve suçun oluşmayacağı çok açık isede aksi düşünülse bile sanık başlangıçtan beri eşinin adına olan ama akşamları sürekli kullandığı telefonu yine aynı şekilde kullanmak isteyen ve buna hakkı olduğunu düşünen ve bu nedenle telefonu almak için hareket etmektedir. TCK 150/1. maddesinin sanık lehine uygulanması gerekir. En azından TCK 30/3. fıkra delaletiyle gerçekten hakkı olduğu ve alabileceği kanaatiyle hareket eden sanığın eyleminin TCK 30/3. fıkra delaletiyle TCK 150/1. fıkrasının uygulanması ve sadece yaralama (TCK 86/2) suçundan cezalandırılması gerekirdi. Bu nedenlerle eylemin kül halinde yağma suçunu oluşturduğu yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmalı idi görüş ve kanaatinde olduğumdan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Sanığın 5237 sayılı Kanun'un 86/2. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması gerekçesi ile bozulmalıydı. Karara bu nedenle muhalif kalıyorum.