İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2023/18711 Karar: 2025/4706 Tarih: 2025

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2023/18711 K.2025/4706

6. Ceza Dairesi 2023/18711 E. , 2025/4706 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/3364 E., 2023/48 K. ŞİKÂYETÇİ : ... SUÇLAR : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde;

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2023/18711 E. , 2025/4706 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/3364 E., 2023/48 K. ŞİKÂYETÇİ : ... SUÇLAR : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde;

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2023/18711 E. , 2025/4706 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/3364 E., 2023/48 K. ŞİKÂYETÇİ : ... SUÇLAR : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Sanık hakkında Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesi 11.10.2022 Tarihli ve 2021/365 (E), 2022/289 (K) sayılı hükmünce ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a-d-h, 35. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. B. İstinaf Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi'nin 09.01.2023 tarihli ve 2022/3364 Esas, 2023/48 Karar sayılı kararıyla sanık hakkındaki hükmün istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanığın temyiz istemi, Sanık müvekkilinin müştekinin telefonunu aldığına yönelik tek bir delilin olmadığını, Kabul anlamına gelmemekle birlikte diyerek, müştekinin iddia ettiği olayların gerçekleştiği düşünülse dahi, müştekinin beyanında belirttiği gibi sanığın telefonu, müştekinin kendisini aldatıp aldatmadığını kontrol etmek için istediğini, ekonomik bir çıkar sağlamadığını, suçun yasal unsurlarının oluşmadığını, lehe hükümlerin uygulanmadığını ve hükmün sanık müvekkilinin beraat etmesi doğrultusunda bozulması talebinde yöneliktir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, sanığın tüm aşamalarda üzerine atılı suçu kabul etmediği eşinin telefonu hiç almaya teşebbüs etmediğini beyan ettiği, olay sırasında evde olan çocukların da olay anına şahitlik etmedikleri ve mağdurun soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki beyanları arasında çelişki olduğu mağdurun yağma suçuna yönelik çelişkili ve soyut beyanlarını destekleyen başkaca bir delilin bulunmadığı anlaşılmakla, ''Şüpheden sanık yararlanır'' ilkesi gözetilerek, sanık hakkında yağma suçundan beraat kararı, mağdurun alınan darp raporuna göre eylemin tamamlanan kısmının yaralama suçunu oluşturması sebebiyle sanık hakkında yaralama suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şeklide yağma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırılık bulunmuştur. Kabule göre; Sanığın diğer temyiz sebepleri de yerinde görülmemiştir. Ancak; Somut olayda yağma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı, Dairemiz tarafından yeniden değerlendirilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.10.2019 tarihli, 2158-4577 esas ve sayılı; 26.01.2016 tarihli, 2015/6-709 esas ve 2016/33 sayılı; 18.11.2014 tarihli, 810-501 esas ve sayılı; 20.05.2014 tarihli, 617-271 esas ve sayılı; 25.02.2014 tarihli, 678-98 esas ve sayılı; yine 05.07.2013 tarihli, 1548-346 esas ve sayılı kararlarında da belirtildiği üzere ve özetle; “5237 sayılı TCK'nın 148. maddesinin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla yağma suçunu işlemesi ile yağmada değer azlığı düzenlenmiştir. Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nun 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir. Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. 765 sayılı TCK döneminde “gasp” olarak ta adlandırılan yağma, esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup, ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilâve unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır. Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır. Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.” “Hırsızlık (ve yağma) suçlarında failin faydalanma amacıyla hareket etmesi yeterlidir, ayrıca çaldığı (veya yağmaladığı) maldan faydalanmış olması aranmaz, bu nedenle bu hususun araştırılmasına gerek yoktur... Fayda kavramı izafidir; kişiden kişiye, olaydan olaya değişebilir. Faydalanma amacı maddi nitelikte olabileceği gibi, manevi nitelikte de olabilir. Faydalanma kastından maksat, çalınan (veya yağmalanan) malda malikinin sahip bulunduğu bütün olanakları kullanma istek ve iradesidir. Bu nedenle avantaj sağlama, kendini tatmin etme, kullanma, kaprisini yerine getirme vs. maksatları faydalanma kastını oluşturacaktır. Yarar sağlamak kavramıyla, sadece malvarlığındaki artışları anlamamak gerekir. Failin elde etmeyi umduğu her türlü tatmin ve haz yarar kavramının içinde düşünülmesi gerekir. Örneğin, bir kimsenin nişanlısına hediye etmek için bir yüzük, bir bahçeden gül çalması da yarar kapsamında değerlendirilmelidir. Failin amaçladığı yarar kendisine olabileceği gibi, başkasına da yönelik olabilir (Hasan ... GÖKCAN – Mustafa ARTUÇ, Yorumlu/Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi – 4. Cilt, sahife 5005–5006).” “Cebir ve tehdit, malvarlığına karşı işlenen suçta araç olduğundan, yağma suçuna malvarlığına karşı işlenen suçlar bölümünde yer verilmiştir (Hasan ... GÖKCAN – Mustafa ARTUÇ, Yorumlu/Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi – 4. Cilt, sahife 5242–5343).” Bu açıklamalardan sonra somut olay ve fiil, yağma suçunun manevi unsuru yönünden değerlendirildiğinde; Mahkemenin sabit kabul ettiği olaya göre; Sanık ile resmi nikahlı eşi olan mağdurun gece vaktine denk gelen bir zaman diliminde müşterek konutlarında bulundukları sırada aralarında tartışma çıktığı, sanığın, mağdura ''Telefonunu bana ver.'' dediği, mağdurun, sanığa ''Vermem.'' diyerek telefonu vermemek için direndiği, bunun üzerine sanığın mutfakta bulunan bıçağı alarak mağdurun boğazına tuttuğu ve ''Bana telefonunu vermezsen seni şimdi öldüreceğim.'' dediği, bu esnada çocukların ağladığı, sanığın dönüp çocuklara baktığı sırada mağdurun, sanığın elinden bıçağı alıp lavabonun içerisine attığı, daha sonra mağdurun ''Jandarmayı arayacağım.'' diyerek yatak odasına gittiği, sanığın, mağdurun peşinden gittiği, mağdura hitaben ''Jandarmayı arayamazsın.'' diyerek elinden telefonu almaya çalıştığı, mağdurun telefonu vermeyip pantolonunun cebine koyduğu, bunun üzerine sanığın, mağdurun boğazını sıkıp yere yatırdığı, mağdurun, sanığın elinden kurtulup odadan çıktığı, daha sonra tekrar odaya geldiği, sanığın mutfakta bulunan meyve bıçağını alıp mağdurun kolunu çizdiği ve ''Bana telefonunu vermezsen seni öldürürüm, jandarmayı arayamazsın.'' dediği, sanığın, mağduru BTM ile giderilebilecek şekilde yaraladığı, mağdurun bağırmaya başladığı, bunun üzerine sanığın, mağduru bırakıp evden ayrıldığı anlaşılmıştır. Dairemiz, somut olayda, mağdurun cep telefonunu polisi aramasına engel olmak amacıyla cebren almaya teşebbüs etmesi fiilinde, sanığın, Kanun'un kabul ettiği anlamda yarar sağlama maksadıyla hareket etmediği, bu nedenle müsnet suçun manevi unsurunun oluşmadığı anlaşılmakla, Açıklanan nedenlerle; Sanığın, telefonu faydalanmak maksadı ile almaya çalıştığı hususu sabit olmadığından, unsurları yönünden oluşmayan nitelikli yağma suçundan beraatine, sanığın tamamlanmış olan yaralama eyleminden cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, bozma nedenleri yönünden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesinin yollamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 307 nci maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkın korunmasına, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304. maddesi uyarınca Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 30.04.2025 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla