İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2023/20985 Karar: 2025/8666 Tarih: 2025

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2023/20985 K.2025/8666

6. Ceza Dairesi 2023/20985 E. , 2025/8666 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/102 E., 2023/3719 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İlk derece Mahkemesinin beraat hükmü kaldırılarak kurulan mahkûmiyet kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyi

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2023/20985 E. , 2025/8666 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/102 E., 2023/3719 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İlk derece Mahkemesinin beraat hükmü kaldırılarak kurulan mahkûmiyet kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyi

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2023/20985 E. , 2025/8666 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/102 E., 2023/3719 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İlk derece Mahkemesinin beraat hükmü kaldırılarak kurulan mahkûmiyet kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.10.2022 tarihli ve 2022/71 Esas, 2022/239 Karar sayılı kararı ile sanığın yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 223/2-e. maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir. B. İstinaf İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 21.09.2023 tarihli ve 2023/102 Esas, 2023/3719 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik o yer Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun kabulü ile, duruşmalı yapılan inceleme neticesinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, sanığın yağma suçundan 5237 sayılı Kanun’un 148/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklularına karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık ... ve Müdafiinin Temyiz İstemleri Atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, faydalanma kastı bulunmadığına, katılanın zararının giderilmiş olduğuna, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar,... vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır. Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde, katılan soruşturma aşamasında; sanık ile olaydan kısa süre önce tanışmış olup ara ara birlikte kendi ikametinde alkol aldıklarını, 20.09.2021 tarihinde sanıktan 500,00 TL borç alıp 23/09/2021 tarihinde söz konusu borcu ödediğini, aynı zamanda sanığın isteği üzerine sanığa diz üstü bilgisayarını ödünç olarak verdiğini, ertesi gün sanığın diz üstü bilgisayarını teslim edeceğinden bahisle kendisini araması üzerine buluşmalarının akabinde araç içerisinde yüzüne yumruk ile vurmak suretiyle cebinde bulunan 300,00 TL parasını ve cep telefonunu zorla aldığını beyan ederken, kovuşturma aşamasında sanığın eylemini gerçekleştirdiği sırada yanında iki kişi daha bulunduğunu belirterek çelişkili beyanlarda bulunmuştur. Sanık ise aşamalardaki savunmalarında; katılana 4.000,00 TL borç para vermiş olduğunu, ancak borcun zamanında ödenmediğini, söz konusu borca mahsuben katılanın kendisine diz üstü bilgisayarını verdiğini ve bu bilgisayarı 450,00 TL ye sattıklarını, kalan borcu da 2-3 gün içerisinde geri ödeyeceğini söylemesine karşın ödemediğini, suça konu cep telefonunu katılanın kendisine rızasıyla borcunu ödediğinde geri verilmek üzere teminat olarak vermiş olduğunu beyan etmiştir. Katılanın aşamalardaki çelişkili beyanları, dosya kapsamında sanık savunmasının aksini gösterir herhangi bir görgü tanığı beyanı yahut yazılı bir belgenin bulunmaması, katılanın yeni tanıştığı birine diz üstü bilgisayarını ödünç vermesi olgusunun hayatın olağan akışına aykırı olması, sanığın suça konu cep telefonunun katılanın şikâyeti üzerine olaydan sonra kolluk birimine teslim etmiş olması, katılan hakkında düzenlenen adli rapor form içeriğine göre basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığının tespit olunması hususları birlikte değerlendirildiğinde; katılanın daha önce sanıktan borç para aldığı yönünde kaçamaklı beyanlarda bulunduğu da gözetilerek şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince taraflar arasında hukuk düzenince kabul edilebilir bir hukuki ilişkinin varlığını kabul edilmesi gerektiği, sanığın hukuki alacağını tahsil amacıyla hareket ettiği anlaşıldığından, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 86/2. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçu kapsamında kaldığı düşünülmeden yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR Gerekçe bölümününde açıklanan nedenle, sanık ... ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 16.10.2025 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla