Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2024/1374 E. , 2025/2093 K. "İçtihat Metni" İSTİNAF SONRASI TEMYİZ MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/2497 E., 2024/1 K. KATILANLAR : ..., ... SUÇLAR : Silahla, birden fazla kişi ile birlikte konutta geceleyin yağma, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak HÜKÜMLER: İstinaf
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2024/1374 E. , 2025/2093 K. "İçtihat Metni" İSTİNAF SONRASI TEMYİZ MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/2497 E., 2024/1 K. KATILANLAR : ..., ... SUÇLAR : Silahla, birden fazla kişi ile birlikte konutta geceleyin yağma, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak HÜKÜMLER: İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Ret, Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçundan Kurulan Mahkûmiyet Mükümlerinin İncelenmesinde; Hükmolunan cezaların miktar ve türüne göre, 5271 sayılı Kanun'un 286/2-a maddesi uyarınca temyizi mümkün olmadığından, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafiinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak REDDİNE, II. Nitelikli Yağma ve Kişiyi Hürriyetinden yoksun Kılmak Suçlarından Kurulan Mahkumiyet Hükümlerinin incelenmesinde; 5271 sayılı Kanun'un 288 inci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafiinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 günlü ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun), 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 308 inci maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Kanun'un 308 inci maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Bir de alacak zamana yayılmış ve sürekli alıp vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olamayacağından, sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaati oluşturacak bir değeri de uygulamak için kabul etmelidir. Yani borçlu kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı kastıyla hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak-borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı takdirde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. fıkrası uygulanmalıdır. Yine alacak miktarının, asıl alacağın yanında faizi de kapsaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1-452 E. 2013/612 K., Yargıtay 6. C.D. 2022/3916 E. 2024/1482 K. sayılı ilamları) Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; sanıkların fikir birliği içerisinde katılanlardan sanık ... ve ...'in alacağını tahsil etmek amacı ile katılana yönelik silahla, birden fazla kişi ile birlikte konutta geceleyin yağma, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçlarını iştirak halinde işledikleri iddiasıyla açılan kamu davasında; Katılan ...'in 2014 yılından beri sanık ...'ın kendi işletmesinde emlak sektörü üzerine prim usulüyle çalışmaya başladığı, yabancı dil tercümanlığı da yaparak iş takibini yaptığı, sanıkların ortak iş yaptığı yabancı yatırımcı ... ... ...'nin sanıklar ... ve ... ile bir arsanın ortaklaşa alımında katılan ...'in hem tercümanlık yaptığı hem de sanık ... maliye açısından vergi mükellefi olduğundan dolayı parayı hesabına göndermek sıkıntı olabileceğinden parayı onun hesabına değil de katılan ...'in hesabına yatırılmasının kararlaştırıldığı ve 01,02 ve 03 Nisan 2019 tarihlerinde, her seferinde 250.000 TL olmak üzere toplamda 750.000 TL'nin katılan ...'in İş Bankası hesabına ... ... ...tarafından havale edildiği, para gönderildikten sonra katılan ...'in tanık ... ... ...'yi arayarak bankadan parayı sanıklarla birlikte çektikleri ve bankanın içerisinde parayı sanıklara teslim ettiğini söylediği, katılan ...'in beyanında belirttiği gibi, asker kaçağı olması sebebiyle üzerine mal mülk edinmeyi tercih etmediği, kendi hesabına gelen paraları ev veya araç şeklinde yatırıma dönüştürerek kardeşi katılan ...'ın adına veya yakınlarının üzerine yaptığı, yine sanık ... ve ... tarafından bir evin daha yatırım amacıyla ... ... ...'ye teklif edildiği, ev bedeli olarak ... ... ...'nin 24.06.2019 tarihinde 55.000Pound paranın katılan ...'in ...İş Bankası hesabına havale edildiği, bunun gibi işleri katılan ...'in sanık ... ve ... için yabancı dilini de kullanarak takip ettiği, sanık ... ve ...'in ise yatırımcı ile kendilerinin asıl ortak olduğu tanışıp samimi oldukları ve kendileri sayesinde katılan ...'i tanıyıp onunla iletişim kurmasını sağlamış oldukları, oysa katılan ...'in sanık ... ve ...'den habersiz kendi nam ve hasabına kazançlar elde ettiği, ... ... ...ile ortak şirket kurduğu, bu kazançları prim usulü çalıştığı sanıkların şirketine değil de kendi kurmuş olduğu şirkete ve yatırımlara yönlendirdiği, bu şekilde gerçekleşen para akışının sanıkların beyanlarını teyit eden tarafsız tanık ... ... ...'nin beyanları ile desteklendiği anlaşılmakla, katılan ...'in sanık ...'ın çalışanı olması, aralarında hukuki veya fiili bir ortaklık bulunup bulunmadığı, sanık ...'ın katılan ...'den alacaklı olup olmadığı hususları etraflıca araştırılarak sonucuna göre, sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un düzenlenen 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığı hususunun değerlendirilmesi ve tartışılması gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. Açıklanan nedenlerle, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 02.01.2024 tarihli ve 2023/2497 Esas, 2024/1 Karar sayılı kararına yönelik sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii tarafından ileri sürülen temyiz sebepleri ve re'sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun 'un 288 inci ve 289 uncu maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görüldüğünden hükümlerin, Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Söke 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 20.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.